Ek Döküman

Sivil Toplum Afet Platformu:
“Kamu-STK İşbirliği Perspektifinde Suriyeli Sığınmacılar Semineri“
Tarih: 23 Haziran 2014
2011 yılında Suriye’de çıkan iç savaş sonrası, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliği (BMMYK) verilerine göre Suriye’deki çatışmaların başlangıcından itibaren geçen
üç yılın ardından, dokuz milyondan fazla insanın yerinden edilmesiyle Suriye, dünya
genelinde zorla yerinden edilme konusunda ilk sırayı aldı 1. Yine BMMYK verilerine göre
Türkiye’de 10 ildeki 22 kampta yaşan Suriyeli sayısı 220,259 ‘a, kamp dışındaki çeşitli illerde
yaşayan kayıtlı kişi sayısı ise 545.110’a ulaştı. Türkiye’de yaşan toplam Suriyeli sayısının
yaklaşık 900.000 kişi olduğu tahmin ediliyor 2.
Sivil Toplum Afet Platformu (SİTAP), Suriyelilerin statüleri ve kamunun bu konudaki
politikaları ilgili güncel gelişmelerin yaşandığı bu dönemde, konuya ilgi duyabilecek sivil
kuruluşlar ile bilgi paylaşımında bulunmayı ayrıca bu gibi insani krizleri yönetirken kamuSTK işbirliğinin nasıl olması gerektiği üzerine tartışma ortamı sağlamayı hedefleyen “KamuSTK İşbirliği Perspektifinde Suriyeli Sığınmacılar” başlıklı bir seminer düzenledi.
Kadir Has Üniversitesi, Galata Salonu’nda 23 Haziran 2014 tarihinde gerçekleşen seminer
toplamda 45 kişinin katılımıyla gerçekleşti. Sunumlar, Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek
Komiserliği’nden Fatin Al Lamii, Helsinki Yurttaşlar Derneği Mülteci Destek Programı’ndan
Öykü Tümer, Hayata Destek Derneği’nden Tuna Türkmen, Sığınmacılar ve Göçmenlerle
Dayanışma Derneği’nden Polat Kızıldağ tarafından yapıldı.
Açılış konuşmasını SİTAP adına yapan SİTAP Kurucu Yürütme Kurulu Üyesi Zeynep M.
Türkmen Sanduvaç, Afet ve Acil Durum Yönetimi Başkanlığı (AFAD) Müdahale Dairesi
Başkanı Fatih Özer ve Şanlıurfa Vali Yardımcısı Mehmet Yüzer’in seminere
katılamadıklarından dolayı mazeret bildirdiklerini iletti. Ek olarak, Sn. Fatih Özer’in su
mesajlarını da iletti: a) STK’larin yapmayı planladıkları yurtdışı operasyonlar için AFAD
Başkanlık ile işbirliği halinde olmaları önemlidir. Parçalı olan ve etkisi sınırlı olabilecek
yardımlar Başkanlık koordinasyonunda birleşince yardım götürülen ülkede hem maddi hem
de manevi olarak çok daha geniş etki yaratılmaktadır. Bunun yanı sıra, Başkanlık yardım
götürülen ülkede STK’ların güvenliğini de ülkenin resmi makamları ile işbirliği içinde daha
rahat sağlayabilmektedir. b) Yurtiçi yardım çalışmaları için STK’ların ilgili ilin AFAD
müdürlükleri ile bağlantıya geçmeleri halinde ortak çalışma yolu açıktır.
1
http://www.unhcr.org.tr/uploads/root/unhcr_bas%C4%B1n_bildirisi__suriye_d%C3%BCnyada_zorla_yerinden_edilenler_listesinde_en_%C3%BCst_s%C4%B1raya_yerle%C5%9Fti.pdf
2
http://data.unhcr.org/syrianrefugees/download.php?id=5992
Bu proje Avrupa Birliği Sivil Düşün programı tarafından desteklenmektedir.
Ancak bu dokümanın içeriği hiçbir şekilde Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.
Halen bölgede, Türk Hükümetine kayıtlı olan uluslararası, ulusal ve yerel pek çok STK ile
çalışılmaktadır. c) AFAD Başkanlık ve Müdahale Dairesi nezdinde STK’lar arasında ayrım
yapılmamaktadır. Her STK’ya eşit mesafede durmaya özen gösterilmektedir. Öte yandan,
Başkanlığa, Müdahale Dairesine başvuran, bağlantı kuran STK’lar ile çalışılmaktadır. Diğer
STK’ların da başvurması halinde onlarla da çalışılması mümkündür.
Zeynep M. Türkmen Sanduvaç, seminer çıktılarını, soruları ve önerilerini içeren bir politika
belgesinin bu Fatih Özer ve Mehmet Yüzer’e iletileceğini belirtildi.
Sanduvaç konuşmasında, Aralık 2013’te yapılan ve kendisinin yürütücüsü olduğu Mavi
Kalem Derneği Sosyal Yardımlaşma ve Dayanışma Derneği’nin “Kamp dışında yaşayan
Suriyeli Sığınmacılar için durum analiz raporu” çalışması kapsamında ortaya konulan
önerileri paylaştı:
 Profil çıkarma ve haritalama çalışmalarının yapılması: Zarargörebilir gruplar,
mevcut boşluklar ve kapasiteleri değerlendirilebilir ve bunlar destek
programlarının hazırlanması sırasında dikkate alınabilir (kamu kuruluşlarının
destek ve işbirliği ile)
 Yasal statü, korunma, kamu hizmetlerine erişim, sağlık, eğitim gibi konularda
sığınmacılara bilgi verilmesi, ayrıca kamunun da bilgilendirilmesi
 İnsani yardım paketi dağıtımlarının bilgilendirme çalışmaları ile desteklenmesi
 Özellikle kamp dışında yaşayan çocuklar için yaygın ve örgün eğitim programları
düzenlenmesi ve eğitimde sürekliliğin sağlanması
 Psiko-sosyal destek programları ve yerel halkla sosyal etkileşim aktiviteleri
düzenlenmesi.
I. Oturum
Seminerin birinci oturumunda Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nden
(BMMYK) Topluluk Hizmetleri Uzmanı Fatin Al Lamii, “Çok Taraflı Kuruluşlar: Suriye
Krizinde Birleşmiş Milletler Mülteciler Yüksek Komiserliği’nin Rolü” başlıklı bir sunum yaptı.
Fatin Al Lamii konuşmasında yaşanılan süreci “birinci derece bir kriz” olarak niteledi ve hem
Suriyelilerin durumları hem de BMMYK’nin çalışmaları hakkında bilgi verdi. Fatin Al
Lamii’nin sunumunda öne çıkan konular:
 Mültecilerin büyük çoğunluğunu kimliksiz , bir kısmı ise yasal olmayan yollardan giriş
yapıyor. Kaydı yapılamayanların yok hükmünde durumuna düşebileceklerinden,
sağlanan haklardan yararlanamıyor. Profil çıkarma ve haritalama açısından kayıt çok
önemli. BMMYK bu nedenle Türk hükümetinin kayıt çalışmalarının hızlandırılması ve
tamamlanması çabalarını teknik destek sağlamakta, örnek vermek gerekirse 20’nin
üzerinde mobil kayıt aracı tedarik edilmiştir.
Bu proje Avrupa Birliği Sivil Düşün programı tarafından desteklenmektedir.
Ancak bu dokümanın içeriği hiçbir şekilde Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.
 Hassas gruplar için yetersizlikler mevcut ancak çalışmaların arttırılması planlanıyor.
Kimsesiz ve refakatçisiz çocuklar için Türkiye’de var olan mekanizmalar çalıştırılıyor.
 Sağlık sistemi başarılı bir şekilde 81 ilde işliyor. Her Suriyeli kayıtlı ya da kayıtsız
sağlık kurumlarında tedavi görebiliyor.
 En önemli sorunlar eğitim, aile içi şiddet ve refakatçisiz çocuklar olarak ortaya
çıkıyor.
 Bir milyonu aşkın savaş mağdurunun psikolojik/ psiko-sosyal desteğe ihtiyacı var.
Kamplarda veya kamp dışında travmaya bağlı olarak aile içi şiddet ve cinsel şiddet
olayları görülmesi kaçınılmazdır.
 Kamplarda eğitim gören çocukların eğitim yılı bitiminde verilen belgelerinin
geçerliliği konusunda ve kamp dışındakilerin ise eğitime erişiminin bir çok nedenden
dolayı daha kısıtlı olması nedeniyle BMMYK, UNICEF ve Milli Eğitim Bakanlığı bir
çalışma grubu oluşturdu. Sorunun çözümü için var olan Türk okullarının
kapasitelerinin geliştirilmesi ve çocukların Türkçe kurslarına gitmeleri için çalışılıyor.
Fatin Al Lamii konuşmasının sonunda, sivil toplum kuruluşlarına, özellikle kamp dışında
bulunan Suriyelilerin durumlarının iyileştirilmesi için varsa proje öneri veya tasarıları,
BMMYK ile paylaşabileceklerini ve koordinasyon çabalarını destekleme kapsamında
güneydoğu bölgesinde bulunan sivil toplum örgütlerinin ve BM kuruluşlarının katılımıyla
gerçekleşen çalışma grup toplantılarına katılım için iletişim detayları paylaşmıştır.
İletişim: Vito Trani
Gaziantep Ofis Sorumlusu / Kıdemli Saha Koordinatörü
[email protected]
II. Oturum
İkinci oturumun ilk sunumu Helsinki Yurttaşlar Derneği Mülteci Destek ve Savunuculuk
Programı’ndan Öykü Tümer tarafından yapıldı. Tümer “Yasal Çerçeve: Suriyelilerin Hakları
ve Statüleri Konusunda STK’ların Çalışmaları” başlıklı sunumunda geçici koruma rejimi
uygulamasını açıkladı, yasal süreç kapsamında son üç yılda yaşanan gelişmeleri özetledi.
Türkiye’nin Ekim 2011 tarihinden itibaren Türkiye’ye gelmeye başlayan Suriyeli mültecilerin
tabi oldukları koruma rejiminin Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun Nisan
2014’te yürürlüğe girmesinin ardından ulusal mevzuatta hukuki bir dayanağa kavuşan
“geçici koruma” rejimi olduğunu ilan ettiğini ve “geçici koruma” politikasının üç temel
taahhüt üzerine kurulu olduğunu açıkladı.
Bu proje Avrupa Birliği Sivil Düşün programı tarafından desteklenmektedir.
Ancak bu dokümanın içeriği hiçbir şekilde Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.
Bu üç taahhüt:
 Sınırlar açık tutulacak ve Suriyeli mültecilerin Türkiye’ye girişine ve zaman sınırlaması
olmaksızın kalışlarına izin verilecek,
 Kimse zorla geri gönderilmeyecek ve
 Suriyeli mültecilerin temel insani ihtiyaçları karşılanacak.
Geçen 3 yılın muhasebesi yapıldığında; sınırların bağımsız kurum ve gözlemciler tarafından
yeterince izlenmemesi nedeniyle sınırda yaşanan sorunlara dair yeterli veri bulunmadığını
vurgulayan Tümer, 2012 yaz aylarında sınır kapılarında ve geçiş noktalarından geçişlerin
kısıtlanmasıyla birlikte hem sınırın Suriye tarafında güvensiz ve gitgide kalabalıklaşan
kamplar oluştuğunu hem de bu kısıtlamalardan ötürü Türkiye’ye sığınmak isteyen kişilerin
düzensiz ve güvensiz yollardan sınırı geçmek zorunda kaldıklarını belirtti.
Suriyeli mülteciler ile ilgili olası sınırdışı ve gönüllü geri dönüş uygulamalarının da benzer bir
şekilde yeterince izlenemediğini belirten Tümer, bu konuda da ellerinde somut veri
olmadığını ancak Suriye sınırına yakın illerde faaliyet gösteren kurumlardan alınan bilgiler
ışığında geri göndermeme ilkesine münferit sayılabilecek vakalar dışında büyük oranda riayet
edildiğini belirtti.
Temel insani ihtiyaçların karşılanmasında Türkiye’nin başta 210.000 kapasiteli 22 barınma
merkezini hizmete açmak gibi ciddi çabaları olduğunu, özellikle sağlık hizmetlerine erişimin
genelgelerle güvence altına alındığını belirten Tümer, bu alanda karşılaşılan en temel
sorunun barınma merkezleri dışında yaşayan yaklaşık 1 milyon Suriyeli mültecinin kayıt
altına alınmasını sağlayacak etkin bir kayıt mekanizmasının oluşturulmaması olduğunu
belirtti.
Tümer, sunumunun sonunda iltica ve göç alanında çalışan kurumların 11 Nisan 2014
tarihinde yürürlüğe giren Yabancılar ve Uluslararası Koruma Kanunu’nun 91. Maddesi’nde
düzenlenen “geçici koruma” rejiminin nasıl uygulanacağına dair hazırlanmakta olan
yönetmeliğinin yayınlanmasını beklediklerini ifade etti. Uygulamada yaşanan belirsizlikler
ve sorunların yönetmeliğin yürürlüğe girmesiyle ve kayıt sisteminin oluşturulmasıyla belli bir
ölçüde giderileceğini ifade etti.
İkinci sunum, Hayata Destek Derneği’nden Tuna Türkmen tarafından gerçekleştirildi. “İnsani
Yardım: Suriyeli Mültecilere Destek Programı” başlığı altında, Hayata Destek Derneği’nin
kamp dışındaki Suriyeliler için çalışmalarını özetledi. Türkmen sunumunda insani yardımda
hak temelli çalışmanın önemini vurgulayarak Hayata Destek Derneği’nin bu alanda
oluşturduğu modelden bahsetti. Sunumda alanda görülen en önemli eksiklikler sivil toplum
kuruluşları arasındaki koordinasyonsuzluk, veriye ulaşma zorluğu olarak özetlendi.
Bu proje Avrupa Birliği Sivil Düşün programı tarafından desteklenmektedir.
Ancak bu dokümanın içeriği hiçbir şekilde Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.
Hayata Destek çalıştığı illerde ihtiyaç analizi yapıyor. Son zamanlarda Şanlıurfa İli’nde
yapılan ihtiyaç analizi sonuçlarına göre;
Bir mülteci aile ortalama 5.8 kişiden oluşuyor, nüfusun %46’sı 17 yaşın altında.
Hanelerin %9’unda hamile ve/veya emziren kadın bulunuyor.
Hanelerin %24’ünü kadınlar geçindiriyor.
Suriyeli çocukların %71’i okula gitmiyor.
Suriyeli mültecilerin %15’i kayıtlı değil.
%25’i yerel halk ile gerginlik yaşıyor.
%70’i mevcut hizmetlerden habersiz, %33’u sağlık hizmetlerine, %35’i eğitim
hizmetlerine ulaşımda sıkıntı yaşıyor.
 %58’i yeterli gıdaya ulaşamıyor, %18’i yetersiz/ aşırı kalabalık yerlerde barınıyor.
 %45’i yasal statüleri ve hakları konusunda bilgi eksikliği yaşıyor.







Tuna Türkmen’in sunumunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.
Toplantının son sunumunu “Sosyal Koruma: Çok Amaçlı Mülteci Destek Merkezi” başlığı ile
Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma Derneği’nden Polat Kızıldağ tarafından
gerçekleştirildi. Polat Kızıldağ sunumunda Sığınmacılar ve Göçmenlerle Dayanışma
Derneği’nin 19 il ve 15 saha ofisinde gerçekleştirdiği çalışmaları anlattı. Kızıldağ’ın
vurguladığı bazı önemli noktalar aşağıdaki şekilde özetlenebilir:
 Suriyeli mülteciler sayıları itibariyle toplum içinde görünür hale gelerek Türkiye’deki
“mülteci” algısını negatif yönde değiştirdiler. Suriyeliler ve yerel halk arasında
çatışmalar görülmeye başladı ve bu çatışmaların sayılarında artış bekleniyor.
 Kaçakçılık nedeniyle yerel esnafın işleri kötüleşmeye başlarken, Suriyelilerin yoğun
olarak bulunduğu şehirlerde kiralarda önemli artışlar meydana geldi. Bu durum da
yerel halkın algısını negatif etkiliyor.
 Suriyeli mülteciler için getirilen ayrıcalıklı yasalardan Türkiye’de bulunan diğer
mülteciler rahatsızlık duyuyor ve çatışmalar yaşanıyor. Unutulmamalı ki Türkiye’de
Suriyeliler dışında 125 bin civarında farklı uyruklarda mülteci bulunuyor.
 Suriyeli mültecilerin Türkiye’den geri dönüş süresi en az 10 yıl olarak hesaplanmalı ve
buna göre politika oluşturulmalı aksi takdirde toplumda sosyal patlamalar meydana
gelmesi kaçınılmaz olabilir.
 Kampların içinde güvenliğin yeterli olmaması nedeniyle kız çocuklarda erken
evlendirme ya da T.C. vatandaşı olan engelli bireylerle evlendirme vakaları
görülüyor.
 Eğitimde dil ve müfredat birliği sağlanamadığı için dini gruplar kendi eğitim
programlarını oluşturuyor.
Polat Kızıldağ’ın sunumunun tamamına ulaşmak için lütfen tıklayınız.
Bu proje Avrupa Birliği Sivil Düşün programı tarafından desteklenmektedir.
Ancak bu dokümanın içeriği hiçbir şekilde Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.
SONUÇ
Seminer soru-cevap bölümü ile sona erdi. Seminer sonunda üzerinde uzlaşılan görüşleri
aşağıda bulabilirsiniz:
 Kamu-STK işbirliği güçlenmeli ve koordinasyon ile hareket edilmeli. Kamunun Suriye
krizinde STK’lara her alanda ihtiyacı var.
 Sivil toplum kuruluşları arasında işbirliği ve koordinasyon eksikliği yaşanıyor.
 Bu tür toplantılara Suriyeli sivil toplum kuruluşları da davet edilerek kendilerini
tanıtmaları sağlanmalı ve iletişim güçlendirilmeli.
 Veri ve bilgi paylaşımı mümkün olduğunca yapılmaya çalışılmalı.
 Sığınmacılar konusunda bazı konu ve gruplar öncelikli olarak ele alınmalı, örneğin;
zarar görebilir gruplar, büyük kentlere göç vb.
 Gelecek 10-15 seneyi kapsayacak, entegrasyon ve kalkınmayı da içerecek politikalar
oluşturulmalı.
 İstihdam, eğitim ve kamp içi güvenlik sorunlarına öncelik verilmeli.
Bu proje Avrupa Birliği Sivil Düşün programı tarafından desteklenmektedir.
Ancak bu dokümanın içeriği hiçbir şekilde Avrupa Birliği’nin görüşlerini yansıtmamaktadır.