close

Enter

Log in using OpenID

Kadınların Emsalsiz görevi…

embedDownload
Dü ünceniz genç kal
DÜŞÜNCE & FİKİR DERGİSİ
SAYI: 14
Kadınların
Emsalsiz
görevi…
Şiraz; Heyecan, aşk ve gazelin şehri...
Hz. Peygamber’in gözünden Hz. Hatice
Lübnan’a YEŞİLAY
İnsan kaçakçılığı;
Kadınların emsalsiz görevi
Diyorlarki sen nesin azizem
Yolculukta fotoğraf çekmek
Anne ve islamdaki makamı
YIL: 2
NİSAN / 2014
Editörden...
Merhaba…
Baharın bereketi ve tüm canlıların hayata
yönelik yenilenme mevsimi tabiat gereğince
kendini gösterdiği şu günlerde, biz insanoğlu
için de idraki anlamda derin bir mana taşıyor.
Hayata yeniden başlamak ve bana göre en
çok üzerinde durmamız gereken konu “keşke”lerdir. Geçmişte biriktirdiğimiz keşkelerin
altında yatan nedenleri gözden geçirmekte
yarar vardır.
Bugün yağmur damlalarından bu ‘nur katreleri ‘ düştü kalbe. Yazmak için sayfayı açtığımda ne yazacağım konusunda hiç bir tasarım yoktu. Ancak yağmur bahis olacağı
kesindi. Çünkü sunu biliyoruz ki, hangi nimet
elimizdeyse onun hikmetini bilmeli, şükrünü
etmeliyiz. Yağmurda güneşi düşlemek bana
doyumsuzluk ve şükürsüzlük gibi geliyor. Hayatta sunulan imkânlar, ortamlar, zaman için
de bu böyle.
Mevcut olanla şükredip, daha iyiye doğru gitmek mümince bir tavır, aksi bir durum; şükürsüzlük, nankörlük belki, -keşkelerle- başlayan cümleler; kader çizgisi geçtiği koordinata
itiraz içeriyor. Bunları düşündüğümde ancak
su noktada ‘keşkeli’ cümleler kuruyorum:
keşke daha çok şükreden bir kul olabilsem,
keşke daha bilinçli, şuurlu, sonsuzluğa yönelebilsem, keşke, verme imkânım olsa da
bütün dünyadaki aç, susuz, yetim, insanlara
el uzatabilsem. Düşünce açlığından yoksun
insanlara zihnimde aydınlık fikirlerimi yayabilsem, ilmim artsa, daha çok bilsem, bilsem
ve bildiğimi yasasam ve yasatsam. Keşke...
“Keşke”lerden uzak bir ömrün hakim kalma
umuduyla güne başladığımız her zaman, bir
şeyi ihmal ettiğimizi fark edemiyoruz. Ya da
önemsemiyoruz. İşte önemsemediğimiz bu
küçük nüans aslında bir çok olumsuzluğu,
pişmanlıkları ve bunların devamında “keşke”leri getiriyor. Hayatın kıyısında yürüdüğümüz dünya hayatında bütün gerçekleri göz
ardı etmemek gerekiyor. Bahar bir yenileme
iklimidir. Bu nedenle insanın tüm benliğiyle
kendini resetlemesi gerekiyor.
“Ya Rab, kusurumuzu affet. Bizi Kendine kul
kabul et.
Emanetini kabzetmek zamanına kadar bizi
emanette emin kıl”. Âmin...
Sözde kalın…
Editör
KÜNYE
Düşünceniz genç kalsın...
FİKİR VE DÜŞÜNCE DERGİSİ
Yayın Süresi: NİSAN Yıl: 2 Sayı: 14
6/9
Ali Değirmenci
Mesajın ve Risaletin ilk tanığı
Sorumlu Yazı İşleri Müdürü
& Editör
Aydın ALTAY
Genel Yayın Yönetmeni
Ferşid PİROUZNİA
Haber Müdürü
Mehmet GÜRHAN
Tercüme
Fatma BATKİTAR
Fatma Zehra YÜCEL
Dilek Çetin
Kültür Sanat & Sinema
Turgay CANDAN
Sanat Yönetmeni
10/11
Hz. Peygamber’in gözünden Hz. Hatice
12/13
İnsan Kaçakçılığı;
Batı’nın övündüğü
yeni ticaret
14/17
Kadınların emsalsiz
görevi
Eyyüp Sultan SOYLU
Dizgi & Tasarım
ERS REKLAM
İletişim
[email protected]
İÇİNDEKİLER
Aydın ALTAY
18/19 Diyorlarki sen nesin azizem
Kadir AKARAS
20/21
Hum göletinin dalgaları
22/25
Komşuluk sizin için neyi
ifade ediyor
26/29
Musa AYDIN
Anne ve islamdaki
makamı
36/39
40/49
Nisan çiçeği ne ?
32/35
Şiraz
Heyecan aşk ve gazelin
şehri
Mehmet GÜRHAN
Bağımlılık nedir
50/51
Lübnan yeşilayı kuruyor
52/55
Yolculukta fotoğraf
çekmek
56/57
Zehra ASUMAN
Ve insan aldanmayı
öğrendi
58/61
Doc. Dr. Jale ERTEN
Mevsimsel ALLERJİK
Saman nezlesi
Senem GÜMÜŞ
30/31
Ümmetin anası Hz. Hatice
62/63
64/65
DYT. Şehnaz Çakır Erci
Bahar ve sağlıklı
beslenme
Uzm. Dr. İlker SONMAZ
Bahar ağrılarından kurtulmak mümkün mü
Ali DEĞİRMENCİ
Mesajın ve Risaletin
İlk Tanığı
İslâm tarihi, Hz. Muhammed (s)’in Yüce
Allah tarafından elçi olarak seçilmesi ve vahiy
almasıyla başlar. Tarihe ve topluma, iletilen bir
bildirimle gerçekleşen bu müdahale ve mücadelede, 40 yaşındaki elçinin yanı başında onurlu
ve vakarlı bir kadın yer almıştır.
Hz. Muhammed (s)’in Hira yolundaki
azığını o hazırlamış, evdeki dinginlik ve güzelliği o besleyip büyütmüş, onun titreyen ellerini
ilk önce o tutmuş, onun üstünü o örtmüş, onu
uyandırıp donatarak davete o yollamış, onun
yediği tekme tokatları ve küfürleri o savuşturmuş, onun yaralarını ağlayarak ilk önce o sarmış, onunla birlikte Kâbe’ye ilk kez o yürümüş,
onun mesajını kadınlara ve karşılaştıklarına ilk
kez o ulaştırmış, onun gözyaşlarına o eşlik etmiş, onun dualarına ilk kez ellerini o kaldırmış,
onun çağrısına yönelen köleleri, mahrum ve
müstezafları ilk kez o doyurmuş, Mekke”nin en
zengin kadınıyken bütün varlığını harcayarak
onunla birlikte karnına taşları ilk kez o bağlamış, bir yetim olarak başkalarının evinde büyüyen bir adamın içindeki yaraları ilk kez o görüp
dinlemiş, tevhid mektebinde tertemiz bir çocuk
olarak büyüyen Ali’ye ilk kez o kol kanat germiş,
6 7SÖZ
zorba müşriklere onurlu ve başı dik bir şekilde
haykıran ilk kadın o olmuş, dahası âlemlere rahmet olarak gönderilen peygamberin ilk yâranı,
yoldaşı ve bağlısı o olmuştur.
İkinci bir Hira’dır Hz. Hatice. Mektebin
hazırlayıcısı, kurucusu ve aynı zamanda ilk hanım öğretmenidir.
Bir peygamber eşi olmasının yanında, bir kadın ve Müslüman olarak da değerli ve örnekliği sürdürülebilir vasıflara sahiptir. İyi yetişmiş,
akıllı, dünyayı tarazlayan bakışlara sahip, kendi
hayatını biçimlendirip anlamlandırabilen biridir.
Kararlı, onurlu ve kurucu bir özne olmayı; hak
edilmiş bir bilinç ve sezgiyle gerçekleştirebilen
ideal bir kadın, örnek bir kişiliktir.
Kirli ve yozlaşmış Mekke ortamında
kendisi olmayı başarmıştır. Ticaretle uğraşmış,
kimseye yük olmamıştır. Dikkatli, donanımlı ve
özgüven sahibidir. Kendisiyle evlenmek için can
atan onca kibirli adamı reddetmesinin yanı sıra,
izleyip güvendiği ve zamanla hayranlık ve sevgi
duyduğu bir insana, itirazlara rağmen evlenme
teklifini o götürmüştür. Ki tarih; o yetim, yoksul
ve mahzun adamın çölün ortasındaki küçük bir
evde büyüyüp çoğalan çığlık ve çağrısında, ona
eşlik eden o güzel ve temiz simayı hâlâ örnek
göstermekte ve adını saygıyla anmaktadır.
KISA BİYOGRAFİSİ
556 yılında Mekke”de doğduğu kabul
edilmektedir. Birçok kaynakta, Kureyş eşrafından biri olarak kabul edilen babası Huveylid”in,
Ficar savaşından önce öldüğü rivayet edilmektedir. Annesi, Fâtıma bint Zâide”dir.
Hz. Hatice, üstün iffetinden dolayı, Müslüman olmadan evvel “Tâhire” lakabıyla anılmış,
“Kübrâ” sıfatı ise Rasulullah”ın en büyük hanımı
olması nedeniyle sonraki dönemlerde kullanılmıştır.
Hatice evlilik çağına gelince, amcasının
oğlu Varaka b. Nevfel ile evlendirilmek istenmiş;
fakat bu gerçekleşmemiştir. Hz. Muhammed
(s) ile evlenmeden önce iki evlilik yapmıştır. İlk
olarak Ebu Hâle Hind b. Zürâre et-Temimî ile
evlenmiş; bu evlilikten Hz. Peygamber (s)”in
şemailine dair rivayetiyle tanınan ve onun terbiyesinde yetişen Hind adlı oğlu ve bir de kızı
olmuştur. Daha sonra Atik b. Âbid el-Mahzumî
ile evlenmiştir. İkinci kocasının ölümü üzerine,
Kureyş”in ileri gelenlerinden bazıları, Mekke”nin
en soylu, en zengin ve en güzel kadınlarından
biri olan Hatice ile evlenmek istemiş; ancak o
bunların hepsini geri çevirmiştir.
Hatice, güvendiği kimselerle ortaklaşa
ticaret yaparak hayatını sürdürmüştür. Bu esnada, tanıdıklarının önerisi üzerine, çevresinde
üstün ahlâk sahibi ve güvenilir bir genç olarak
tanınan Hz. Muhammed ile bir ortaklık anlaşması yapmış ve kölesi Meysere”yi de hizmetine
vererek Şam”a gitmesini istemiştir. Dönüşte,
Abdullah oğlu Muhammed”in, hem başarılı bir
tacir hem de dürüst ve doğru sözlü bir insan olduğuna karar vermiştir. Bu konuda kendi gözlemleri ve yorumlarıyla yetinmeyen Hatice, kölesi Meysereden de bu yeni ortağının ahlâkı ve
davranışları hakkında ayrıntılı bilgi edinmiştir.
Gözlemleri, izlenimleri ve soruşturmaları sonucunda, bu genç ve dürüst adama karşı hem bir
hayranlık hem de içten içe bir sevgi duymaya
başlayan Hatice; bir süre sonra ona evlenme
teklif etmiş ve teklifinin kabul edilmesiyle büyük
bir mutluluk duymuştur.
NİSAN 2014
7
İleride, Allahın insanlar arasından seçtiği son elçi sıfatıyla tarihin akışını değiştirecek
olan yirmi beş yaşındaki Muhammed, aldığı bu
teklifi amcalarına götürmüş ve onların görüşünü de almak istemiştir. Ebu Talib ve kardeşleri
bir toplantı yaparak evliliği uygun görmüş, 400
veya 500 dirhem (bazı kaynaklarda ise yirmi dişi
deve) vererek, Hatice”nin amcası Amr b. Esedin
de katılımı ve tanıklığıyla, evliliğin gerçekleşmesine yardımcı olmuşlardır. Kimi kaynaklarda,
Hatice”nin babası Huveylid”in bu evliliğe razı
olmadığı, kızının Ebu Talib”in “çulsuz yetim”iyle evlenmesinin kendilerini küçük düşüreceğini
söylediği; bu nedenle merasimden önce içki
içirilerek sarhoş edildiği, daha sonra da Hatice
tarafından ikna edildiği rivayetleri de yer almaktadır.
Bu evlilik sırasında Hatice”nin kırk yaşında olduğu genelgeçer bir kabul haline gelmiş
durumdadır. Fakat onun bu sırada otuz yedi
hatta yirmi sekiz yaşında olduğunu ileri süren
rivayetler de vardır ve bunlar İbn Sad”ın Tabakat”ında zikredilmektedir. Bu rivayetler yabana
atılmamalıdır; zira hepsi de İslamiyet”ten önce
olmak üzere Haticenin bu evlilikten yedi çocuk
sahibi oluşu gerçeğiyle daha çok bağdaştıkları
görülmektedir.
Hz. Muhammed ile Hatice”nin ilk ço-
8 7SÖZ
cukları olan Kasım iki yaşında ölmüştür. Rasulullah, Ebu”l Kasım künyesini onun adından
almıştır. En büyük çocuklarının Zeynep olduğunu söyleyenler de vardır. Daha sonra Rukıyye,
Ümmü Külsûm ve ileride Hz. Ali ile evlenecek
olan Fâtıma doğmuştur. Çocuklarından Tayyib
(Abdullah) ile Tâhir, nübüvvetten önce vefat etmiştir. Belazurî, İbn Abdülber, Mizzî gibi bazı
kaynaklarda Abdullah, Tâhir ve Tayyib”in aynı
çocuk olduğu, İslâmiyet”ten sonra doğduğu için
bu çocuğun Tayyib ve Tâhir lakabıyla anıldığı
kaydedilmektedir.
İLK EŞ, İLK MÜSLÜMAN, İLK YOLDAŞ
Hatice”nin destek ve güveni, sahip olduğu itibar ve ekonomik güç, Hz. Muhammed”in
hayatında dünyevi bir sükûnete ve manevi bir
arayışa olanak sağlamıştır. Risaletten önce Hz.
Muhammed”in Mekke”den uzakta, özellikle Hira”da tefekkür ve ibadet ettiği günlerde Hatice
onunla hep meşgul olmuş, eve dönmesi geciktiği zamanlarda hizmetkârları aracılığıyla ona
ulaşmıştır. Onun, Hz. Muhammed”in hayatındaki en önemli rollerinden biri, peygamberlik geldiği zaman kendisine herkesten önce inanması
ve onu bütün varlığıyla eşini desteklemesidir.
Kaynaklarda, Hz. Muhammed”in Hira
mağarasında Cebrail”le karşılaşması ve vahiy
almasıyla ilgili aktarımlar farklı rivayetlerle işlen-
se de hemen hemen tamamında Rasulullah”ın
Hatice”ye yönelmesi ve şaşkınlığını hatta korkusunu onunla paylaşması benzer ifadelerle
dile getirilmektedir. Hz. Hatice onu sakinleştirmeye çalışmış, güvenini ve inancını dile getirmiş, örnek alınacak bir eş ve yoldaş olgunluğuyla hareket etmiştir. Buhari ve Müslim başta
olmak üzere birçok kaynakta geçen şu sözler,
Hz. Hatice”nin eminliğini ve yüceliğini gösterdiği kadar Hz. Muhammed”in örnek kişiliğinin ve
günlük hayat pratiğinin önemli ipuçlarını da barındırmaktadır:
“Yemin ederim ki Allah seni hiçbir zaman
utandırıp üzmez. Çünkü sen akrabanı gözetirsin. Doğru konuşursun. İşini görmekten âciz
kimselerin elinden tutarsın. Yoksulları kayırırsın. Misafirleri ağırlarsın. Haksızlığa uğrayan
kimselere yardım edersin.”
İnsanların Rasulullah”a vahyin mahiyetini ve ilk günlerde yaşadıklarını sorması muhtemeldir ve Kur”an”da da bu konuyla ilgili çok
sayıda işaret söz konusudur. Yine muhtemeldir
ki Allah”ın şerefli elçisi, ilk günlerde evde konuşulup yaşananları da arkadaşlarıyla paylaşmış
ve Hz. Hatice”nin güzel ve huzur veren söz
ve davranışlarından da söz etmiştir. Zamanla
kimi değişmelere uğrama ihtimali olsa da Hz.
Hatice”nin tavrı ve özlü sözleri çağlarüstü güzelliklerle doludur. “Güzel bir ahlâk” üzere olan
Rasulullah”ı betimleyen bu sözler, sıradan bir
siyer bilgisi olmasının ötesinde, ilk ve en büyük
davetçinin yol azığını nelerin oluşturduğunu
göstermesi açısından daima önemsenmeli ve
güncelleştirilmelidir.
Buhari”nin Sahih”inde, Hatice”nin daha
sonraki etkinliği hakkında da rivayetler yer almaktadır: Evdeki ilk teskin çabalarından sonra
Hz. Peygamber (s)”i alıp amcasının oğlu Varaka b. Nevfel”e götürmüştür. İbranice bilen,
Tevrat ve İncil”i okuyabilen, daha önceleri Hıristiyanlığı kabul etmiş olan bu âlim, Rasulullah”ı
dinledikten sonra, ona görünen meleğin bütün
peygamberlere vahiy getiren melek olduğunu
söylemiştir.
Hz. Hatice, “Senin Allah”ın resulü olduğuna şehadet ederim.” diyerek Müslümanlığı
kabul etmiştir. Yeryüzünde sadece üç Müslümanın bulunduğu İslamiyet”in ilk günlerinde,
Rasulullah ve Hz. Ali ile birlikte bazen Kâbe civarında, bazen de evinde ibadet etmiştir.
Rasulullahın ilk eşi ve İslâm”ın ilk inananı olan Hz. Hatice, müşriklerin zulüm ve zorbalıkları karşısında Hz. Muhammed (s)”i hiç
yalnız bırakmamıştır. Sıkıntılara onunla birlikte
göğüs germiş, onunla birlikte sevinmiş, onun
gözyaşlarına eşlik etmiş, onunla birlikte davette
bulunmuştur. Mekkeli müşriklerin Müslümanlara boykot uygulayıp kuşattıkları sürede de Hz.
Peygamber (s) ile birlikte üç yıl boyunca muhasaraya göğüs germiştir. Servetini onun davası
uğrunda harcamaktan da asla geri durmamıştır.
Hz. Hatice, kimi zaman hayatın getirdiği
sıkıntılarla, kimi zaman da İslam düşmanlarının eziyetleriyle karşılaşan fakat daima örneklik ve mutlulukla pekişen yaklaşık yirmi beş yıllık bir evlilik hayatından sonra, hicretten üç yıl
önce vefat etmiştir. Hz. Peygamber (s), onun
vefatından üç gün önce amcası Ebu Talib”i de
kaybettiği için iki büyük destekçisini yitirmiştir.
Amcasından sonra eşini de kaybeden Hz. Muhammed (s)”in çok üzüldüğü, günlerce ağladığı
ve bu yıla “hüzün yılı” dendiği, birçok kaynakta
geçmektedir.
Siyer ve tarih müellifleri; Hz. Peygamber
(s)in, kendisinden sonra başka hanımlarla evlendiği halde Hz. Hatice”yi hiçbir zaman unutmadığını, ilk eşinin fedakârlığını ve dostluğunu her fırsatta dile getirdiğini aktarmaktadırlar.
Hatta bizzat Hz. Âişe”nin kendi ağzından, onun
Hz. Hatice”yi kıskandığını, bu vefa duygusunu
ve sevgiyi hazmedemediğini aktaran rivayetler
bulunmaktadır. Hz. Hatice”nin aleyhinde konuşulmasından rahatsız olan Rasulullah, Hz.
Âişe”nin kendisini ondan hayırlı görmesini tasvip etmemiş, davasına kimsenin inanmadığı
günlerde onun yanı başında olduğunu, halkın
kendisini yalanladığı sırada onun tasdik ettiğini, hiç kimsenin kendisine bir şey vermediği bir
dönemde onun İslâm davasını bütün varlığıyla
desteklediğini, üstelik diğer eşlerinden çocuğu
olmadığı halde Allah”ın kendisine ondan çocuk
verdiğini söylemiştir. Onun, ümmetin en hayırlılarından olduğunu dile getiren Rasulullah, o hayatta iken bir başka kadınla evlenmemiştir.
Hz. Hatice, hangi mezhep ve meşrebe
bağlı olursa olsun bütün Müslümanlar tarafından sevilip sayılmış, Arap olan ve olmayan İslam toplumlarında Hatice adı kız çocukları için
yaygın bir isim haline gelmiştir.
NİSAN 2014
9
Hz. Peygamber’in
Gözünden Hatice…
Hatice, kadınlar içinde Hz. Muhammed’in (s.a.a) davetine ilk inanan kimseydi.
Onun kutsal hedefleri uğrunda sahip olduğu
her şeyi feda etti. Bütün servetini Hz. Resulullah’ın (s.a.a) önüne koydu ve şöyle dedi:
Sahip olduğum her şey senin önünde
ve senin emrindedir. Allah sözünün yücelmesi ve dininin yayılması uğruna bu malı
dilediğin gibi kullan.
Hz. Peygamber’le birlikte Kureyş’in
işkencelerine, boykotuna, kuşatmasına
katlandı. Kuşkusuz Hatice’nin bu benzersiz
ihlâsı, bu samimi imanı, bu içten sevgisi,
Resulullah’tan (s.a.a) gerekli karşılığı alacaktı. Hak ettiği sevgiyle, ihlâsla ve saygıyla
karşılık görecekti. Resulullah (s.a.a) onu
10 7SÖZ
öylesine derin bir sevgiyle seviyordu ki, ona
o denli vefa duygusuyla bağlıydı ki, bu sevgi
Hatice’nin ölümünden sonra da devam etti.
Diğer eşlerinden hiç kimse Hatice’nin yerini
tutamadı. Nitekim Peygamberimiz (s.a.a)
şöyle buyurmuştur:
Ümmetimin kadınlarının en hayırlısı,
Hatice bint-i Huveylid’dir.[1]
Aişe’nin şöyle dediği rivayet edilir:
Hz. Resulullah’ın (s.a.a) yanında Hatice anıldığı zaman, onu övmekten ve onun
için bağışlanma dilemekten üşenmezdi. Bir
gün yine onu andı. Bu, kıskançlık duygularımın kabarmasına neden oldu. Dedim ki:
“Bir kocakarı değil miydi? Allah sana ondan
mıştan bir evle müjdele.[3]
Hz. Peygamber (s.a.a) ona derin
bir saygı beslediği ve takdir ettiği için onun
arkadaşlarına da saygı gösterir ve onlara
ikramda bulunurdu. Nitekim Enes şöyle rivayet eder: Hz. Peygamber’e bir hediye verildiği zaman şöyle derdi:
Bu hediyeyi falan kadının evine götürün. O Hatice’nin arkadaşıydı. Hatice onu
severdi.[4]
Rivayet edilir ki: Peygamber efendimiz (s.a.a) bir koyun kestiği zaman, “Bunu
Hatice’nin arkadaşlarına gönderin.” derdi.
Aişe bunun sebebini sorduğunda ise, “Ben,
onun sevdiklerini severim.” derdi.
daha iyisini vermedi mi?” Peygamber (s.a.a)
bu sözümden dolayı o kadar öfkelendi ki,
saçlarının ön tarafları titriyordu. Dedi ki:
“Allah’a yemin ederim ki, ondan daha
iyisi bana verilmiş değildir. İnsanların inkâr
ettikleri bir zamanda o bana inandı, insanların beni yalanladıkları bir sırada o beni doğruladı. İnsanların beni her şeyden yoksun
bıraktıkları bir sırada o sahip olduğu her şeyi
benim için harcadı. Diğer eşlerim beni evlâttan yoksun bırakırken, Allah ondan bana
evlât bahşetti.”
Aişe diyor ki: “Bunun üzerine kendi
kendime şöyle dedim: Allah’a yemin ederim
ki, bir daha onun hakkında kötü bir şey söylemeyeceğim.”[2]
Bir rivayette Cebrail’in (a.s) Resulullah’a (s.a.a) inip şöyle dediği yer alır:
Yanına gelen Hatice’dir. Rabbinin
selâmını ona söyle. Onu cennette gürültüsü
olmayan ve bitkinliğin yaşanmayacağı ka-
Rivayet edilir ki: Bir gün, Hz. Peygamber (s.a.a) Aişe’nin evinde bulunurken
bir kadın gelir. Hz. Peygamber (s.a.a) bu
kadını karşılar, onunla sıcak ve samimi bir
şekilde ilgilenir. Bir an önce kadının ihtiyacını gidermeye çabalar. Aişe buna şaşırır. Resulullah (s.a.a) şöyle der: “Bu kadın Hatice
yaşarken bize gelip giderdi.”
Hatice, Allah katında yüce bir makama ve yüksek bir dereceye eriştikten sonra,
Resulullah’ın (s.a.a) takdir ve saygısını hak
etmişti. Allah ona cennette yüksek bir derece bahşetti. Resulullah (s.a.a) onun cennetteki yerini açıklarken şöyle derdi:
Cennet kadınlarının en üstünleri Hatice bint-i Huveylid, Fatıma bint-i Muhammed,
Meryem bint-i İmran ve Firavun’un karısı
Asiye bint-i Mezahim’dir.[5]
---------------------------------------------------[1]-Tezkiretu’l-Havas, s.302, Necef basımı; Müsned-i
İmam Ahmed, 1/143
[2]-Tezkirtu’l-Havas, s.303
[3]- age.
[4]-Sefinetu’l-Bihar, 2/570, tahkikli baskı
[5]-Zehairu’l-Ukba, Taberî, s.52; el-Müstedrek, Hakim, 3/160, 185
NİSAN 2014 11
İnsan kaçakçılığı:
Batı’nın övündüğü
yeni ticaret
Bazı Batılı kaynaklar henüz 21 milyon
kişinin köle olarak yaşadığını söylüyor.
alırsak, şu anki istatistikler 21. yüzyılda köle sayısının 5 kattan fazla arttığını gösteriyor.
Uluslararsı İş Kurumu’nun 2012 raporu bunu onaylıyor. Bu rapora göre, dünyadaki
zorunlu işçilerin % 56’sı Asya-Pasifik Okyanusu
bölgesinde bulunuyor ve bu 11 milyon 700 bin
kişiyi kapsıyor. İkinci olarak % 17 ya da 3 milyon
700 bin işçi Afrika kıtasında köle olarak çalışıyor.
Son senelerdeki dünya ekonomik krizi,
sadece modern köleliğin şiddetlenmesi için
ortam hazırlamış ve istatistikleri yükseltmiştir.
Amerika’da sonunda kanunsuz olarak
ilan edilen kölelik döneminin zirvesinde toplam
4 milyon kişinin köle olarak yaşadığını dikkate
12 7SÖZ
Bu rapor, bu kişilerin % 90’ının ya da 18
milyon 700 bin kişinin evlerde veya özel kuruluşlarda zorunlu olarak çalıştırıldığını ve bunların % 22’si veya 4,5 milyonunun cinsel istismara
hedef olduğunu gösteriyor. Diğer taraftan bu
kişilerin % 67’si veya 14 milyon 200 bin kişi ta-
rım, inşaat veya endüstri işlerinde zorunlu olarak çalıştırılmakta.
Zorunlu işçilerin en yoğun rastlandığı
yer, Avrupa’nın merkezi ve güneydoğusu. Burada her bin kişiden 4 kişi bu durumda.
Modern kölelik kurbanlarının % 26’sını
ya da 5,5 milyonunu 18 yaş altı çocuklar oluşturuyor. Bunların çoğu kız ve cinsel istismara
hedef oluyorlar. Diğer gençler ise endüstri
merkezlerinde çalışmaya zorlanıyor. Hatta 12
yaşındaki veya biraz daha büyük erkek çocuklar
birçok bölgede çocuk asker olarak kullanılıyor.
Bu durum batı ülkelerinde dikkat çekici oranda.
İstatistiklere göre zorunlu işçilerin %
56’sı yani 11 milyon 800 bin kişi kendi ülkesinde
kalıyor. Örneğin Hindistan, fakir vatandaşların
birçoğunun zorunlu çalışmaya mecbur olduğu
bir ülke ve çok sayıda kadın ve çocuk, çoğunluk-
la organize olmuş suç örgütleri tarafından idare
edilen insan kaçağı ve fuhuş şebekelerine satılıyor.
Modern köle ticareti veya insan kaçakçılığının yıllık 32 milyar dolar geliri olduğu tahmin ediliyor. Birçok kaynak, bu gelirin Birleşmiş
Milletler’in yıllık tahmini 32 milyar dolardan da
daha fazla olduğunu söylüyor. Birleşmiş Milletler, en az 2,5 milyon insan kaçakçılığı kurbanının
kendi iradeleri dışında kölelik ve zorla çalıştırmak için evlerinden başka yerlere taşındığını
bildiriyor. İnsan kaçakçılığı kurbanlarının % 79’u,
cinsel köleliğe hedef olan kadınlar ve küçük
çocuklar.
İnsan kaçakçılığı kurbanlarının % 15’ini
çoğunlukla çok zor şartlarda çalışmaya zorlanan
erkekler oluşturuyor.
NİSAN 2014 13
Kadınların
Emsalsiz
görevi;
Analık…
Kadınların en önemli ve fıtri görevlerinden biri analık görevidir.
Batı dünyasında feminist hareketler ve kapitalist düzen kadınların bu rolünü zayıflatmaya ve hatta analık görevini
tümüyle bu insanların yaşamından silmeye ve kadın hakları bahanesi ile sorgulamaya çalışılıyor ve analık görevinin
kadınların ilerlemesi yolunda ciddi bir engel oluşturduğunu ileri sürülüyor. Buna
karşın psikologlar, bir kadının yaşamında
en mutlu anı, anne olduğu anlardan ibaret
olduğunu belirtiyor.
14 7SÖZ
Kanadalı yazar William Gardner
bir kadın için bir bebek doğurmak ve onu
bir insan olarak yetiştirmekten daha muhteşem ve daha önemli bir şey söz konusu
olmadığını vurguluyor.
Öte yandan Batı’nın kapitalist düzeni eşcinselliği yaygınlaştırarak analık
görevini sorgulamaya ve renksizleştirmeye çalışıyor. Kuşkusuz eşcinsellik en büyük günahlardan biridir ve insan fıtratına
aykırı bir ameldir. Eşcinsel inan kendi fıtratından ve doğasından uzaklaşmış olur.
Hiç bir insan kendi hemcinsi ile mükemmel hale gelemez ve ancak karşıt cins-
ten iki insan bir araya geldiği zaman bir
birini tamamlayabilir. Gerçekte yüce Allah
insanları karşıt cins olmaksızın eksik olacak şekilde yaratmıştır ve her insan ancak
karşıt cinsten bir insanla bir araya gelince
tamamlanmış olur.
Kadın ve erkek hem fiziksel ve hem
ruhsal açıdan bir birine bağımlıdır ve yan
yana gelince bir birini tamamlayabilir ve
evlat sahibi olabilir. İngiliz seyyah ve belgeselci David Huse, kadın ve erkeğin bir
birinden farklı olduğunu ve görev ve sorumlulukları bir birine tamamladığını, tek
cinsten oluşan bir toplumun hayal bile
edilemeyeceğini belirtiyor. Bundan başka
kadın ve erkek arasında izdivaç anlaşması, beşeriyetin bekasının güvencesidir
ve böylesine kutsal bir anlaşma sayesinde beşeriyetin soyu devam eder. Çünkü
dünyanın yaratılış gayesi insanların varlığı ve yetişmesi ve kemale ermesidir. İzdivaç kurumunda ayrıca insanlar fikri ve
ruhi açıdan huzura kavuşur ve kemale
ermek için uygun bir ortam bulur ve aynı
zamanda ihtiyaçlarını da karşılar.
Şehid üstad Murtaza Mutahhari,
İslam’da kadın hakları sistemi başlıklı kitabında şöyle diyor: aile kurmak, bir nevi
başkalarının kaderine ilgi duymaktır. İzdivaç bireyin kendinden çıkması ve insan
kişiliğini geliştirmesidir. İzdivaç ve aile kurma sayesinde elde edilen deneyimler ve
yetişkinlik başka hiç bir yerde bulunamaz
ve ancak ve ancak izdivaç ve aile kurma
fiilleri ile elde edilebilir. Evet, biraz önce
de belirtildiği üzere kadınların en önemli
görevlerinden biri, analık görevidir. Anne
olma şevki ve iyi evlatlar yetiştirmek, her
kadının fıtratında yer alan bir duygudur.
Kadın çocuğuna sunduğu sevgisi ile onu
aşk ve sevgi ile yetiştirir ve topluma sağlıklı insanlar kazandırır ve ayrıca kendi
fıtratında yer alan evlat sahibi olma isteğini da tatmin etmiş olur. Amerikalı yazar
Tony Grant şöyle diyor: Ben biyolojik açıdan kadınlarda anne olma isteğini kesin
bir istek olarak biliyorum. Anne olmak, kadın olmanın ayrılmaz bir parçasıdır. Gerçi
günümüz kadınları biraz erkeksi özelliklerin üzerinde durmaya çalışıyor, ama yine
de analık şevkini koruduğu ve her zamankinden daha çok bu şevki tatmin etmek
istediği anlaşılıyor.
Anneler çocuklarına karşı en narin duyguları besler ve bu özellik, yüce
Allah’ın kadınlara sunduğu en büyük hediyelerden biridir. İslam dininde analık
görevine büyük saygı duyulur. Bu görev
kadınlar için büyük bir onurdur. İslam inkılabı rehberi Ayetullah Seyyid Ali Hamanei
bir kadının hangi bilgi ve bilim seviyesinde olursa olsun ifa edebileceği en önemli
rolün analık görevi olduğunu beyan ediyor. Ayetullah Hamanei bu görevin bir
NİSAN 2014 15
kadın için diğer tüm görevlerden daha
önemli olduğunu, üstelik başka hiç kimse
bu görevi yerine getiremeyeceğini vurguluyor. Rehber Hamanei’ye göre sağlıklı,
komplekssiz, neşeli, güçlü ve cesur insanlar ancak anaların kucağında yetişir
ve anneler talim ve terbiye bakımından
herkesten daha değerli ve daha yapıcıdır.
Bir kadının yaşamında en hassas ve en
güzel günleri gebelik ve daha sonra da
emzirme dönemleridir. Gebelik döneminde anne kendi içinde bir insanı yetiştirir.
Kadın bu dönemde bebeği ile duygusal
bir bağ kurmaya başlar.
Bilimsel araştırmalara göre annenin bu dönemde üstlendiği bakım görevi,
bebeğin geleceğinde önemli rol ifa eder.
Bebek doğduktan sonra annenin bebeği
ile duygusal bağları emzirme fiili ile artarak devam eder. Anne sütü, bebeğin en
doğal hakkı ve en mükemmel besinidir.
16 7SÖZ
Gebelik dönemi annenin doğum yapması
ve emzirme fiillerinde büyük etkisi olduğundan İslam dini kadınlar için teşvik edici etkenlerden söz etmiştir.
İslam peygamberinden (sav) bu
bağlamda çok ilginç bir rivayette şöyle
okumaktayız: Kadın gebe ve hamileyken,
canı ile ve malı ile Allah yolunda cihad
eden bir mücahit ve oruçlu ve geceleri ibadet eden bir insan konumundadır.
Bir kadının doğum sırasında çektiği her
sancı için mümin bir kulu serbest bırakma sevabı yazılır ve doğum yaptığı anda
öyle bir sevap yazılır ki kadın, bu sevabın büyüklüğünü ve azametini idrak bile
edemez. Kadın bebeğini emzirdiği vakit,
bebeğin her emişi, İsmailoğullarından bir
köle serbest bırakma sevabı yazılır ve kıyamet gününde kadının önünde öyle bir
nur vardır ki bütün insanları hayrete düşürür. Kadın bebeği emzirdikten sonra ise
Allah’ın meleklerinden biri annenin yanına
elini koyar ve şöyle der: Yaşamına yeniden başla ki Allah geçmişteki tüm günahlarını affetti. Anne sütü ile beslenen bebek, cismi ve ruhi açıdan herkesten daha
sağlıklıdır ve büyüyünce de daha dengeli
bir kişiliğe sahip olur. İslam dininde annenin bebeğine yönelik sevgi ifadesine de
büyük önem verilmiştir. Nitekim Hz. Fatıma’nın (sa) her bebeğini doğurduktan
sonraki ilk günlerde o hazretin ninnileri
ile bebeklerini eğittiği beyan edilir. Bebeği
kucağına alan ve ninni söyleyen bir anne,
aslında bebeğinin narin ruhunu en güzel
ve en huzur verici bir şekilde beslemiş
olur. Hz. Fatıma (sa) bebeğine ninni söylerken şöyle buyururdu: Hasan’ım, baban
Ali gibi ol ve haktan yana ol. Nimetleri bağışlayan Allah’a kulluk et ve hatakar insanlarla dostluk etme.
yeni yeni yöntemlerle bebeğini en güzel
ahlaki ilkelerle tanıştırabilir. Hz. Fatıma
(sa) sürekli sevgisi ile çocuklarını besler
ve onları asla anne sevgisi ve şefkatinden mahrum bırakmazdı. Hz. Fatıma (sa)
kendisi aç ve susuz kalır, ama evlatlarını
aç ve susuz bırakmazdı.
Hz. Fatıma (sa) evlatlarını kemale
erecek şekilde yetiştirirken, onların bir birine karşı da sevgi ve saygı ile davranmalarını ve aile içinde davranışlarını düzenlemelerini öğretmeyi ihmal etmezdi. İşte
bu yüzden İmam Hüseyin (sa) ağabeyi
İmam Hasan’a (sa) her zaman saygılı
davranır ve kız kardeşi Hz. Zeyneb’e (sa)
fevkalade sevgi besler ve kendisinden
yaşça daha küçük olduğu halde önünde
ayağa kalkardı.
Anne talim ve terbiye konusunda
NİSAN 2014 17
Aydın Altay
Diyorlar ki;
sen nesin Azizem
Diyorlar ki; sen ey söz söyleyip aşırıya giden
divane! sınırları ihlal edip sinirleri bozmaktan
keyif mi alırsın?
Dedim ki; siz ey sınır ile sinirleri birbirine
karıştıran ve ezberin dışında konuşulanları
“aşırılık” sayan ezberciler! her bilen aynı şeyi
bilmez, her bilinen de hakikat sayılmaz. ezberledikleriniz bir kanıdan öte bir şey değildir.
ama benim bildiğim tek bir şeyin tek/bir/den
aklettiğim hakikatlerdir. aşırılık aklınızın ötesinde olan şeylerdir, bilmez misiniz?
Diyorlar ki; sen ey sözleriyle hüküm sürmeye çalışan divane! asırlardır doğru bilinenleri
sen mi yanlış görürsün ki; böyle pervasızca
sesini yükseltirsin?
18 7SÖZ
Dedim ki; siz ey kendisine ait olmayanla yetinen zavallılar! sözlerim kendi mihrabımda
miraca yükselen bir sedadır. azizem ile her
bulştuğumda yeniden şekileniyor kelimelerim. doğru ile yanlışı parmaklarıyla işaret
edenlere kanıp aklıma ipotek koyanlara bir
itirazın menifestosudur, bilmez misiniz?
Diyorlar ki; sen ey herşeyi “azizem” ile ifşa
emeye çalışan divane! bir nesne üzerinden
yücelttiğin azize senin aşırılığın olur. aşırıya
gidenin yolu helak ile kesişir, bilmez misin?
Dedim ki; siz ey konuşulmayan sözleri “ifşa”
diye algılayan, gözlerini hakikatten çeviren
körler! bakıp da göremeyen gözlerinizle “azize”e giydirdiğiniz libas kirlidir. nazarınızda
canlandırdığınız bütün cesetler tanrılaşıyor.
oysa benim baktığım yerden cansız diye bildiğiniz her varlık can buluyor. Tefekkür makamında aşkı “azizem”de buldum, bilmez misiniz? sizin helak diye tabir ettiğiniz kesişen
yollar, aslında hakkın tek noktada göründüğü
yerdir. zira ölüm bir çoğu için helaktır, ancak
ben ölümü yar ile buluşma merasiminin kutlu
yürüyüşünün başlangıcı olduğunu öğrendim.
bu divaneye görünen sırrı bilmez misiniz?
Diyorlar ki; günün her saat’inde “azizem” demekle geçiyor vaktin, başka bir kelime bilmez
misin?
Dedim ki; siz ey her şeyi kelimelerle anlamlandırmaya çalışan beyhudeler! halden yoksun lafazan nasipsizler. Bilseydiniz bütün
varlıkların bir/leştiği bir alemi yaşadığımı, o
alemi aziz kılan “azizem” olduğunu, o vakit
bütün kelimelerin nasıl secde ettiğini görürdünüz...
Diyorlar ki; be hey divane! put/laştırdığın
“azize”yi kır gitsin. 24 saat’e mesken eylediğin kıblegahından kurtul.
Dedim ki; siz ey zamana ve makama kutsallık giydiren terzi kılıklı çıplaklar! manaya
giydirdiğiniz eski bir libastan öte değil. Siz
bilmez misiniz her inandığınız ve sevdiğiniz
birer put olduğunu? hanginiz sevdiğinizi kırabilirsiniz? Zavallı terziler yama yapmaktan öldürdüğünüz vaktin hesabını nasıl vereceksiniz? Mesleğinize gözlerinizi feda ettiniz, ben
“azizem”e kendimi feda etmişim çok mu?
Diyorlar ki; be hey ömrünü bir nesneye vakfeden divane! bir dilber uğruna yok olunur mu?
zavallılar! Rabbime bu kadar yaklaşmışken,
sizin tarifinize nasıl döneyim?
Diyorlar ki; sen ey sabahlara kadar inim inim
inleyen yaralı kelebek! içindeki ateşten kurtul
da canını kurtar, zira bu ateş seni yiyip bitirir...
Dedim ki; ey ruhunu yitiren, ancak canını ateş
denen nesneden sakındıran beyhudeler! yanan sadece tenimdir. Bu iniltilerim ise ateşten değil. Siz bilmez misiniz ben “azizem” ile
halvet içreyim?
Diyorlar ki; sen ey gönlünü nara, canını cehenneme atan günahkar! hem yanmaya razı,
hem de bir dilberin dudak büküşünden şikayetçisin. Arşı inleten bu figanın kime?
Dedim ki; ey mabud’un görevine soyunan
çaresiz! günah ile sevabın terazisini aklıyla
tartan akılsız, canını cehenneme terk etmiş
değilim, sizin “can” diye tanımladığınız “canan” ile bir/leşmiş, gönlüm ateşlere yanmış
çok mu? gönlü yanmayan aşık ne büyük bir
bedbahttır...
Ve diyorum ki; Dilberin dudak büküşü nazındandır bilirim. uzaklaşması ise nankörlüğümden. arşı arşınlayıp yar ile buluştuğum demler benim miracımdır, seyrana durduğum bu
demler figan değil, yar ile göz göze gelmenin
gönlümde yükselen mukabelenin manifestosudur...
Dün sana sarılırken gerdanında baharı gördüm, bir buseyle cemre gibi düştün bedenime ey yar...
Dedim ki; siz ey nesnelerin yığınlarında kendini bulamayan kayıplar! gözlerimin tek noktayı gördüğünü bilseydiniz, hakkın nasıl bir
“yek” olduğunu anlardınız. Bir dilberin kahkahasında şehvet arayan dünya ehl-i, o dilber
dudak bükmüş gülüşüme, bedenim abad olmaz, bilmezmisiniz?
Azizm‘e boynum büküktür kayıptır bütün zamanlar. toprağa her ayak basışım ruhumu
ferahlatır, vefasız bir alemin yitirdiği bir zere,
altından kalkıp gülemiyorum...
Diyorlar ki; ey dünya ehlinden sıyrılıp giden
divane; dön, rabbine dön...
Azizem, yabana atılacak değilsin ki bir kenara atayım, dünya hayatındayız, kim servetinden vazgeçer?
Dedim ki; siz ey aklını şekillerle bulandıran
Azizem, iki kaşın arasından bir ömür yürüdüm, farkına varıp da bir solukluk ses vermedin bana...
NİSAN 2014 19
Kadir AKARAS
Hum Göleti’nin Dalgaları
Kumların üzerinden yavaşça süzülüp
taşların arasından geçen hafif rüzgarın okşamasıyla, suyun yüzeyi titriyordu. Göletin kenarı, dalgaların vurmasıyla bir tazelik bulmuştu.
Bazen de düşen bir yaprak, suyun hareketine
kapılıyordu. Dağlar, saldıkları gölgeleriyle, tabiatın görkemini canlandırıyordu âdeta. İç içe
geçmiş bol kıvrımlı dereler, çölün esrarengiz
enginliğinde kayboluyordu. Ufukta küçük bir
bulut parçası görünüyordu ve geniş kumsalların üzerinde kuşlar uçmaktaydı. Her yeri derin
bir sessizlik almıştı. Gökyüzü de çölün sessizliğinin bir fotoğrafıydı. Varlığın terennümünden
başka bir ses duyulmuyordu.
Zaman heyecanlı bir olayın beklentisi
içindeydi ve tabiat, kulağa hoş gelen bir melodiye kucak açmıştı...
Hassas dakikalar geçti...
Ses dalgaları boşluğu yarıp dağların derinliklerinde çınlayıp güneş ışınlarına karışarak
göletin yüzeyine vurmaktaydı...
Su titriyor ve ebediyete kadar uzanacak okşayıcı dalgalarını yükseltiyordu...
Yükselen bu dalgalar çok geçmeden
göletin sınırlarını aşacak, uçsuz bucaksız çölle-
20 7SÖZ
rin sonlarına, yüksek dağların tepelerine, derin
derelerin diplerine, sessiz kırların üzerine, mavi
gökyüzünün kubbesine, meleklerin mekânı
göklerin perdelerine, düşünce ve ruhların derinliklerine ve insanlık tarihinin geleceğine kadar
ulaşacak; derin, yaygın ve kalıcı etkisini gösterecekti...
O gün, o ıssız çölde, o kalabalık toplantıda söylenen temiz ve güzel sözler, hayat
veren bir ruh gibi canlara işledi ve karanlıkları yaran bir nur gibi kalplere ışık saçtı. Sözler;
eğitim ve öğretim tarihinin en parlak sözleri...
İnsanlığın geleceğine önem veren, insanlık kervanı yolunu şaşırmasın diye didinen bir önderin
aşk dolu kalbinden coşan sözler... Evrenin ve
insanın ebedî saadetinin temellerini kendinde barındıran, vahiy semasından doğan nurlu sözler... Develerin mahfelerinden ve dağın
eteklerinin sağlam taşlarından oluşan tabiî bir
minberin üzerinden, çölün öğlen vaktinin berrak
havasında, çölün sakinleştirici atmosferinde,
düşüncelerin değişik olduğu bir ortamda, gafil
beşere varlık hedefini hatırlatan, onu yaratılışın sır perdelerini aralamaya, kâinatın azameti
üzerinde düşünmeye zorlayan, kentlerin sınırlı muhitinden eser olmayan, alışılmış yerleşim
bölgelerinin kapı ve duvarlarından bir iz bulun-
mayan ve insan ruhunun âdeta beyaz bir sayfa
gibi her gerçeği kabullenmeye hazır olduğu bir
yerde söylenen sözler...
Sözlerin sahibi; kâinatın seçilmişi, varlığın sırrına erip sözcülüğünü yapan, eğitim ve
öğretimin ağır zahmetinin heyecanında bir ömür
tüketen, toplumun düşüncelerinin ıslâhı için canını ortaya koyan ve kurtuluş dininin yayılması
için 23 yıl boyunca çaba sarf eden melekûtî bir
önder... Şefkat dolu bir ıslâhçı... Candan aziz
bir öğretmen...
Evet, Hz. Muhammed’den söz ediyorum... O aziz yol gösterici, o fedakâr eğitici, o
sevgi ve erdem kaynağı önderden.
Muhatapları; yârân ve ashabı... Hac farizasını, o siyasî-içtimaî ibadeti henüz yerine
getiren, haccın gurur ve bencillik duygusunu
söküp atan sahnelerini yeni yaşamış olan, ibadet ve yakarışın mutluluk ve sefasını ruhlarında
hisseden Müslümanlar...
İşte, sonsuza dek sürecek en kapsamlı
saadet ve ahlakî tekâmül projesinin tasarlandığı böylesi hassas bir zamanda, dinin beka sırrının aşikâr olacağı ve yaratılışın nihaî neticesinin açık bir şekilde tecelli edeceği dakikalarda
vahyin dili konuşuyor, pak göğsünde parlayan
vahiy nuru, düşünce ve ruhların sayfalarına
nakşediyor... Peygamberlerin tarih boyu çektiği zahmetleri, onun 23 yıllık çabalarıyla birlikte
şimdi şu birkaç saatte özetleniyor... Beşeriyetin
saadet ve hidayet programı kıyamete kadar dü-
zenleniyor...
Öyleyse insanlığın tarihidir bu anlar;
geçmişi ve geleceğidir...
Kâinatın yaratılış sebebinin tecellisidir
bu nurlu dakikalar...
İnsanlığın baş öğretmeninin eli üzerinde, çölün yakıcı sıcağında, yığınla insanların
ve seçkin Müslümanların huzurunda, beşer
üstü bir şahıs tanıtılıyor insanlığa; tarihin seyrini değiştirecek, tevhit bayrağını sonsuza dek
dalgalandıracak, âlemi baştan başa tevhit öğretilerinin nüfuzu altına alacak bir şahıs...
Yüce İslâm Peygamberi, ebedî saadet
önderini o kalabalık topluluğa şu şekilde tanıttı:
“Kime ben mevlâ isem, Ali ona mevlâdır...”
Bu sözü, o çölde bulunan herkes, hatta kalabalığın en kenar noktasında bulunanlar
yada izdiham ve sıcaktan dolayı çadırlarına sığınanlar bile duydular ve Ali’nin elini Resulullah’ın elinde gördüler.
Peygamber (s.a.a) bu açık ve canlı tanıtımla, eğitim ve öğretim vazifesini tamamladı,
ağır ve nihaî görevini sona erdirdi... Ve dünya
tarihinde hareketli bir dalga oluştu, vahyin kaynağından kaynaklanan, onun iradesiyle oluşan
bir dalga... Ve adalet, eşitlik, cesaret ve iman
yelkenleriyle hareket eden insanlık gemisini,
zamanın engin okyanusunda, mutluluk ve saadet sahiline doğru hareket ettirdi...
NİSAN 2014 21
Komşuluk
Sizin İçin
Neyi İfade
Ediyor?
Son yıllarda kentlerin artan nüfusu ve
teknoloji alanında sağlanan ilerlemeler, insanların yaşam tarzında önemli ve köklü değişikliklere yol açtı.
Kentleşme sürecinin baş döndüren ivmesi, insanları küçük apartman dairelerinde
derli toplu yaşamaya mahkum etti. Gerçi evlerde ve apartmanlarda duvarlar insanları bir
birinden ayırıyor ve herkes kapısını açarak
kendi hanesine ve hayatına ayak basıyor, fakat sosyal yaşam, insanları adeta bir ailenin
bireyleri gibi yan yana getiriyor ve insanlar
sürekli bir biri ile irtibat, teamül ve yardımlaşma içinde hareket etmek zorunda kalıyor. Bu
yüzden iki komşun bir birine huzur vermeli ve
her komşu kendini başkalarının komşuluğunda güvenli ve huzurlu bir ortamda hissetmesi
gerekir. Bu durum, İslam dininin muaşeret ve
ahlak ilkelerinde vurgu yaptığı bir konudur.
İnsanların dünya ve ahiretlerinde saadete ermeleri için geniş ve mükemmel bir
programı olan İslam dini bireysel ve sosyal
yönleri ve gereksinimleri gözetleyen bir dindir. İslam dini komşuluk konusunda da yararlı
tavsiyelerde bulunmuştur, öyle ki bu tavsiye-
22 7SÖZ
ler günümüz dünyasında insanların ve özellikle komşuların ilişkilerinin renksizleştiği bir
dönemde yararlı ve kayda değer sayılır.
Yüce Allah Nisa suresinin 36. Ayetinde müslümanların bir birine karşı haklarından
söz ederken, başta komşular olmak üzere bir
kaç kesime iyilik tavsiyesinde bulunuyor ve
yakın ve uzak komşulara ihsanda bulunulmasını vurguluyor.
Evet, bu ayette komşulara ihsan tavsiyesinde bulunuluyor. İyilik ve ihsanda bulunma tavsiyesi, adaletten ve yasallıktan daha
yukarı bir mertebedir. İhsan, bağışlama ve
cömertlik gibi duygular adalet ve kanun çerçevesine sığmaz, çünkü yasalar çerçevesinden bakıldığında artık cömertlik ve ihsan olamaz. İhsan, insan hatta yasal görevi olmadığı
halde elinden geldiğince başkaları hakkında
iyilikte bulunmasıdır. İmam Ali (sa) son vasiyetlerinde şöyle buyurur: Sürekli peygamberlerin tavsiye konusu olan komşularla ilgili
olarak Allah’tan korkun, Allah’tan korkun. Allah resulü (sav) o kadar çok komşularla ilgi-
li tavsiyede bulunurdu ki, komşuların da bir
birinin mirasına ortak olduğunu zannediyorduk. Komşunun konumu o kadar önemlidir ki
İslam peygamberi (sav) bu kesim için, inançları ve dinleri ne olursa olsun, ayrı bir hak tanımıştır.
Allah resulü (sav) şöyle buyurur: Komşular üç kısımdır: üç hakkı olan komşu: komşuluk hakkı, İslam hakkı ve akrabalık hakkı.
İki hakkı olan komşu: İslam hakkı ve komşuluk hakkı. Ve tek hakkı olan komşu, o da
sadece komşuluk hakkı olan kafirdir. İslam
dininin komşuluk adabı ve hakları oldukça
geniştir. Bir gün Allah resulü (sav) sahabeden sorar: acaba komşu hakkı nedir, bilir misiniz? Sahabe hayır diye cevap verince Allah resulü (sav) şöyle buyurur: komşu hakkı,
eğer sizden yardım talep ederse ona yardım
etmenizdir, eğer borç isterse ona borç vermenizdir, eğer yoksullaşırsa, onun elinden
tutmanızdır, eğer iyi haber alırsa, onu kutlamanızdır, hastalandığı sırada onu ziyarete
gitmenizdir, musibetlerde ona başsağlığı di-
NİSAN 2014 23
lemenizdir, eğer ölürse cenazesine katılmanızdır.
Komşunuzun müsaadesi olmadan
evinizin yüksekliğini arttırmamalısınız ki
onun evine hava akışına mani olmasın. Ne
zaman meyve alırsanız bir miktarını ona hediye edin, eğer bunu yapmak istemiyorsanız,
aldığınız meyveyi gizlice evinize götürün ve
çocuğunuz o meyveyi dışarı götürmesine ve
komşunuzun çocuğunun görmesine zemin
oluşturmasına ve bu yüzden bahane etmesine müsaade etmeyin. Ona biraz yollamadan
yaptığınız yemeğin hoş kokusu ile komşunuzu rahatsız etmeyin.
Allah resulünden (sav) aktarılan nurani rivayette yer alan haklar genel ahlaki kurallardan en ince manevi noktaları içermektedir
24 7SÖZ
ve eğer komşular bu ilkelere ve tavsiyelere
uyacak olursa, beşeri toplumda gönül birliği ve vahdet açısından büyük tesiri olacağı
kesindir. İslam peygamberi (sav) mümin ve
uyumlu komşu sahibi olmanın insanların huzurlu ve saadetli yaşamında etkili olduğuna
inanır ve sahabeye mümkün mertebe daha
şayeste komşuları olan yerlerde mesken
edinmelerini tavsiye ederdi.
Bir gün sahabeden biri sorar: Ey Allah’ın resulü (sav), bir ev satın almak istiyorum. Sizce hangi semti seçmem daha
isabetli olur. Allah resulü (sav) her hangi bir
özel semti önermeksizin şöyle buyurur: önce
komşularına bak, daha sonra ev al. Bu beyan, İslam’ın komşuluk sınırı ile ilgili görüşünü bildiğimizde daha da önem kazanır. Bir
gün sahabeden biri İmam Sadık’tan komşu-
luk sınırının nereye kadar olduğunu sorar. O
hazret, her taraftan kırk ev, diye karşılık verir.
Öte yandan komşuya saygı göstermek de İslam’ın önemli tavsiyelerinden biridir. İslam peygamberi (sav) komşulara saygı,
anneye saygı gibi insanlara vacip olduğunu
buyurmuştur. Komşuların halinde habersizlik
ve haklarına yönelik duyarsızlık, İslam dininde tenkit edilen durumlardır.
İslam peygamberi (sav) şöyle buyurur:
Eğer biri komşusu açken tok karınla yatıyorsa, bana iman edenlerden değildir. İslam dininde komşuların durumu ile ilgilenme üzerine sık sık vurgu yapılırken, komşunun sırrını
ve kusurların ifşa etmek de bir o kadar tenkit
edilmiştir.
İmam Seccad (sa) komşuların bir birine karşı haklarından biri, komşunun sırrını
saklamak olduğunu belirterek şöyle buyurur:
eğer komşunun kusurunu öğrendiysen, ona
saklamalısın. Din önderlerinin sürekli men ettikleri çirkin adetlerden biri, komşuları rahatsız etmektir. İslam peygamberi (sav) komşuları rahatsız etmemenin müminlerin özelliği
olduğunu beyan ederek şöyle buyurmuştur:
bir kul, komşusu onun şerrinden korunmadan iman etmiş sayılamaz. Yani gerçe mümin, genelde başkaları ve özelde komşuları
onun şerrinden korunan kimsedir.
Öte yandan bir grup insan aynı ortamda bir arada yaşadığında bazılarının komşuluk ilkelerine ve kurallarına duyarsızlığı ve
bu ilke ve kurallara uymaması, anlaşmazlık
ve küskünlük sebebi olabilir. Bu durumda ve
komşusundan ilgisizlik gören komşu, onun
verdiği rahatsızlığa mümkün mertebe katlanması ve düşmanlık gütmekten kaçınması
gerekir. İmam Kazım (sa) şöyle buyurur: İyi
komşuluk, komşuyu rahatsız etmemek değil,
asıl komşunun verdiği rahatsızlığa karşı sabretmektir.
açısından komşuluk ancak ahlaki ve insani ilkelerin çerçevesinde geliştiği takdirde iyi tesiri olabilir. Bu durumda komşuluğun maddi ve
manevi, dünyevi ve uhrevi tesirleri bol olur.
İyi komşuluğun tesirlerinden biri, kentlerin
imarı ve insanın ömrünün uzamasıdır. Çünkü
komşular bir biri ile işbirliği yaptığı takdirde
şartlar refah seviyesinin gelişmesi için elverişli olur. Öte yandan refah da insanda psikolojik huzura ve sonuçta ömrün uzamasına
yol açar. İlişkileri sürekli gergin ve baskılarla
birlikte olan komşular bu durumdan olumsuz
etkilenir ve cismi ve ruhi açıdan hastalanır. İyi
komşuluğun bir başka sonucu, Allah katında
makbul hale gelmektir. Komşusuna iyilik ve
ihsanda bulunan kimse Allah’ın ve peygamberinin sevgisini kazanır, çünkü yüce Allah
ve resulü nezdinde iyilik ve ihsan, ilahi sıfatlardır. İyi ahlak, insanın cennete girmesine
vesile olur, çünkü cennet, iyi ahlaklı insanların yeridir. Bu yüzden yakınlara ve komşulara
iyilik etmek, ebedi cennete girmenin ve ebedi
saadete kavuşmanın anahtarıdır.
İslam peygamberi (sav) başta komşular olmak üzere insanlara karşı iyi davranma
konusunda şöyle buyurur: Ahlakınızı düzeltin ve komşularınıza karşı sevgi ile davranın
ve kadınlarınıza saygı gösterin ki hiç hesap
sorulmadan cennete girebilesiniz. Günahların bağışlanması da komşusu kendisinden
memnun olan insanlara verilen bir başka mükafattır. İslam peygamberi (sav) şöyle buyurur: kim ölür ve üç komşusu varsa ve hepsi
ondan razı ise, Allah’ın rahmetine kavuşur.
Evet toplumda insanların arasında İslamî
kardeşlik ruhu hakim olursa, ilişkiler bir o kadar yakın ve mesafeler bir o kadar azalır ve
komşular bir birine yardımcı olur ve iyilikte ve
kötülükler bir birine ortak olur. Öte yandan
komşuların yakın ve samimi ilişkileri toplumda birlik ve beraberliği de güçlendirir ve bu
yüzden İslam dini öğretilerinde komşulara ihsanda bulunmaya vurgu yapar.
Komşuların bir birine karşı iyi davranması bir çok bereketin kaynağı olabilir. İslam
NİSAN 2014 25
Anne
Musa AYDIN
ve
İslam’daki Makamı
Bismillahirrahmanirrahim
İslam’da annelik makamı ve annelik makamını ve insanın hayatındaki rolünü
anlayabilmemiz için yüce Rabbimizin kitabına ve Resulullah’ın (s.a.a) ve Ehl-i Beyti’nin
nurlu sözlerine müracaat etmemiz gerekir.
Biz de mümkün mertebe ayet ve hadislerden
yararlanarak bu mevzuu sizlere açıklamaya
çalışacağız.
menizi emretmiştir. İkisinden birisi yahut her
ikisi senin yanında ihtiyarlık çağına ulaşırsa,
sakın onlara öf bile deme; onları azarlama
onlara güzel söz söyle; onlara rahmet ve şefkat dolu tevazu kanadını ger. Onlara alçak
gönüllü ve şefkatli davran ve onlar hakkında
dua edip şöyle de: Ey Rabbim, bunlar küçükken beni nasıl yetiştirip büyüttülerse, sen de
onlara merhamet et, acı.” (İsra Suresi, ayet
23-24)
Allah-u Teala Kur’an-ı Kerim’de şöyle buyurmaktadır: “Rabbin ondan başkasına
ibadet etmemenizi ve anne babaya iyilik et-
Bir başka ayet-i kerimede şöyle buyurmaktadır: “Biz insana anne ve babasını tavsiye ettik anası onu zayıflık üstüne zayıflık çe-
26 7SÖZ
kerek karnında taşımıştır. Onun (memeden)
ayrılmasıda iki yıl içinde olmuştur onun için
biz insana bana ve ana baba şükret dönüş
banadır diye öğüt verdik.” (Lokman Suresi,
ayet 14)
Görüldüğü gibi bu ayetlerde Allah-u
Teala anne babaya iyilik etmeği, onlara şükretmeyi kendi ibadeti ve şükrüyle yan yana
zikretmiştir. Bu da Anne babanın Hak Teala
indindeki makamını ve onlara iyilik ve itaat
etmenin önemini göstermektedir. Onun için
anne, babaya itaat etmek günah ve farz olan
şeyler haricinde farzdır. Hatta anne baba evladını sünnet olan bir ameli yapmaktan nehy
edip başka bir işe emrederse onların dediğini
yapması gerekir.
Bir gün bir kişi Resulullah’a (s.a.a)
gelerek ya Resulullah dedi, anne babanın
evlatları boynundaki hakkı nedir? Sevgili
Peygamberimiz şöyle buyurdu: “Onlar senin
cennet ve cehennemindir.”[1]
Yani onlara yapacağın iyilikler ve onlara karşı vazifelerini yerine getirmenle cenneti kazanabilirsin. Ama onlara karşı vazifelerini yerine
getirmezsen cehennemi hak etmiş olursun.
Hz. Ali (a.s) şöyle buyurmuştur: “Anne
babaya iyilik yapmak en büyük farizadır.”[2]
İmam Sadık (a .s): “Allah anne babaya
iyilik etmeyi emretmiştir” ayetini şöyle açıklamıştır: “İyilik etmek onlarla iyi geçinmek ve
ihtiyaçlarını ağız açıp istemeden yerine getirmektir...”[3]
Yine Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Kim ömrünün uzamasını ve rızkının bollaşmasını istiyorsa, anne babasına
iyilik etsin ve akrabalarına sılayı rahimde bulunsun.”[4]
Resul-i Ekrem (s.a.a): “Kıyamet gününde iyilerin efendisi ölümlerinden sonra
anne ve babalarına iyilik yapan kimselerdir.”[5]
Sekizinci İmamımız İmam Rıza (a
.s): “Anne babaya iyilik etmek vaciptir; hatta
müşrik olsa dahi. Elbette Allah’a isyan olan
şeylerde onlara itaat edilmez.”[6]
Buraya kadar ayet ve hadislerden
anne ve babanın ikisine de iyilik ve itaat etmenin önemi anlaşılıyordu. Fakat diğer bir
çok hadisten anlaşılıyor ki annenin hakkı ve
ona iyilik yapmak daha önemlidir. İşte bu hadislerden bir bazısı:
Bir gün birisi Resulullah’a sorar: “Ben
kime iyilik yapayım.” Resulullah “Annene”
der. Sonra tekrar kime diye sorduğunda tekrar “Annene” der. Adam tekrar sorar; Resulullah tekrar “Annene” der. Adam tekrar
sorunca Resulullah bu sefer “Babana” diye
cevap verir.”[7]
Rivayet edildiğine göre birisi Resul-i
Ekrem’e gelerek “Ya Resulullah, ben çok
kötü işler yapmışım, acaba benim tövbem
kabul olur mu? demiş. Resul-i Ekrem “Acaba
annen veya baban yaşıyor mu? diye sormuş;
o da “Babam yaşıyor” demiş. Resul-i Ekrem
“Git ve ona iyilik et” buyurmuş. Adam çıkıp
gittikten sonra, Resul-i Ekrem yanındakilere
dönerek şöyle buyurmuş: “Keşke annesi olsaydı da ona iyilik etseydi; tövbesi daha çabuk kabul olurdu.”[8]
Bir gün Hz. Musa Allah-u Teala ile
münacat ederken Hak Teala’dan cennetteki arkadaşını kendisine tanıtmasını istiyor.
Hak Teala şöyle hitap eder: “Senin cennetteki arkadaşın filan nahiyedeki gençtir. Hz
Musa genci bulmak için oraya geldiğinde
onun kasaplık yapan biri olduğunu görür. Hz.
Musa onu çaktırmadan takip etmeye başlar
ki hangi amelle böyle büyük bir makamı elde
ettiğini öğrenmiş olsun. Akşama kadar bekler; fakat onun için önemli olan ve böyle bir
makama onu layık kılacak bir ameli göremez.
Akşam olunca genç, iş yerini kapatıp eve gitmek istediğinde Hz Musa kendini tanıtmadan
adamdan, o gece kendisini misafir etmesini
ister. Hz Musa bu vesileyle gece boyunca
da gencin iyi amellerini takip etmeyi amaçlamaktadır. Genç Hz. Musa’nın isteğini kabul
edip onu evine götürür. Hz. Musa eve girdiğinde gencin her şeyden önce yemek yaptı-
NİSAN 2014 27
ğını. Daha sonra evde bulunan ve eli ayağı
felç olan ihtiyar bir kadının yanına gelerek
büyük bir sabır ve şefkatle yemeği lokma lokma onun ağzına koyarak yedirdiğini, sonra
elbisesini değiştirdiğini, ihtiyaç gidermesine
yardımcı olduğunu; sonra da özel yerine yatırdığını görür. Hz. Musa (a.s) o gece sabaha
kadar gencin normal dini vazifeleri dışında
fevkalade bir amel, ibadet, münacat falanını görmez. Sabah olduğunda ise yine genç
evden çıkmadan o kadının yemeğini yedirir
ve diğer ihtiyaçlarını gidermede şefkatle ona
yardımcı olur. Vedalaşırken Hz. Musa gence
sorar: “Bu kadın kimdir ve sen ona yemek yedirirken, gözlerini gök yüzüne dikerek ne söylüyordu?” Genç şu cevabı verir: “Bu benim
annem” der. Ben ona yemek verdiğim zaman
hakkımda şöyle dua ediyor: “Allah’ım bu hizmetlerin karşılığında oğlumu cennette Hz.
28 7SÖZ
Musa’nın yanına arkadaş eyle.” Hz. Musa
da gence annesinin duasının kabul olduğunu
müjdeleyip Hak Teala’yla yaptığı münacatı
kendisine anlatır.”
İşte anne babanın hakkını riayet etmek böyle feyizlere insanı ulaştırır. Elbette
bütün bunlardan önce, insanın mu’min ve
takvalı olması gerekiyor.
Yine Resul-i Ekrem’den (s.a.a) şöyle
nakledilmiştir: “Cennet annelerin ayağı atındadır.”[9]
Bir başka hadiste: “Annelerin ayaklarının altı, cennet bahçelerinden bir bahçedir”
buyurmaktadır.
Bu hadisin bir manası şudur ki cenneti kazanmak, annelerin gönlünü kazanmak, onlara
iyilik etmekle mümkün olur. Bir başka manası
da: “Anneler isterse dünyayı cennete çevirebilirler, yetiştirdikleri mu’min ve salih evlatlarla.
Çocukların saadet ve mutluluğunun temel taşını koyan annelerdir. Kötülük ve bedbahtlıklarının ilk temel taşını koyan da yine annelerdir. Zira niyetleri, yedikleri lokmalar, amelleri,
davranışları, imanı ve takvası rahimdeki çocuğu üzerinde de etkilidir. Doğduktan sonra
da çocuk, anne ve babanın, özellikle annenin
bütün hareketlerini izleyip taklit eder. Annenin
verdiği terbiyeyle çocuğun ilerideki şahsiyeti yavaş yavaş oluşmaya başlar. Bu yüzden
Resulullah (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Saliha
bir eşle evlenmesi bir erkeğin saadetindendir.”[10] Zira ailenin ve çocukların saadeti büyük ölçüde anneye bağlıdır.
Başka bir hadiste İmam Cafer-i Sadık
(a .s) şöyle buyurmuştur: “İffetli ve hayalı bir
annesi olana ne mutlu!”[11]
İşte bütün bunlar annenin insan hayatındaki vazgeçilmez rolünü ve önemini gösteriyor. Evet anne anneliğin yanı sıra bir öğretmendir. Bu yüzden de onu imanlı yetiştirip
cennetlik yaparsa, onun bütün hayırlı amellerinde ortak olur.
Resul-i Ekrem (s.a.a) şöyle buyurmuştur: “Eğer birisi kız çocuğunu iyi bir şekilde yetiştirip terbiye ederse, ona iyi bir talim ve terbiye verip güzel ve faydalı şeyler öğretir ve onu
Allah’ın verdiği nimetlerden yararlandırırsa, o
çocuk onunla cehennem arasında bir perde
olur (cehenneme gitmesini önler).”[12]
İmam Hasan Askeri (a.s) şöyle buyurmuştur: “Allah-u Teala kıyamet günü bazı
anne ve babalara mükafat verecek. ‘Ey Rabbimiz, bu mükafatları nereden hakkettik? Bizim
amellerimiz buna layık değildi’ diye sorduklarında şu cevabı alacaklar: ‘Bu mükafatlar
çocuğunuza Kur’an öğretmeniz ve onu İslam
diniyle tanıştırdığınız içindir.”[13]
Yüce Rabbimiz’den annelerimiz hakkında görevlerimizi en iyi şekilde yerine getirmeyi ve bacılarımıza Hz. Fatıma’yı örnek alan
anneler olmayı nasip buyurmasını diliyoruz.
Amin!
[1] -Et-Terğib-u Vet-Terhib, C.3, S.316.
[2] -Ğurer-ul Hikem, Hadis: 4423
[3] -El-Kafi, C.2, S.157.
[4] -Et-Terğib-u Vet-Terhib, C.3, S.317.
[5] -Bihar-ül envar, C.74, S.86.
[6] -Bihar-ül envar, C.74, S.72.
[7] -El-Kafi, C.2, S.159.
[8] - Bihar-ül envar, C.74, S.82.
[9] -Kenz-ül Ummal, Hadis: 45439.
[10] -El-Kafi, C.5, S.327.
[11] -Bihar-ül Envar, C.23, S.79.
[12] -Kenz-ül Ummal, Hadis: 45391.
[13] -Müstedrek-ül Vesail, C.1, S.290.
NİSAN 2014 29
Nisan
Çiçeğine…
Senem Gümüş
30 7SÖZ
Günlerden Cuma idi. Erken kalktı. Gökyüzü berrak bir mavideydi. Güneş
nazlı bir sevgilinin edasında şualarının
tüm çekiciliğini sergilememişti. Ancak biliyordu ki bugün güzel bir gündü. Mevsimlerden bahar, aylardan nisan, günlerden
Cuma idi. Bahar dirilişin adı, nisan öncü
bir ay, Cuma kutsal bir gündü.
Pencereyi açtı. Derin bir nefes aldı.
Temiz hava ciğerlerine doldu. Sabahın
serinliği yanaklarını okşadı.”Bu bahar aşk
uğramadı buralara”. Bu cümleye olumlu
bakışını yansıttı: Bu bahar aşk uğradı buralara dedi. Sol yanını tuttu…”Bir bahar
akşamı rastladım size” şarkısını anımsayacak vakti tanımadı kendine. Mutfağa
geçti. Çayı ocağa koydu. Gitti, akşamdan
içine kirli çamaşırları yerleştirdiği makinenin düğmesine bastı, lavabonun önünü
kuruladı. Aynaya baktı, saçlarını düzeltti. Evde herkes uyandı. Kahvaltı yapıldı.
Bulaşıkları yıkadı. Kurulamadan öylece
tezgâhın üzerinde bıraktı. Evi silmedi süpürmedi de, dağınıklıkları topladı. Bilgisayar masasının üzerindeki kitapları düzeltti. Not aldığı defteri masanın orta yerine
koydu.
Evin ön bahçeye bakan balkonuna
çıktı. Etrafa göz gezdirdi. Ağaçlar çiçek
açmıştı, ayva ağacında çiçekler boldu.
Erik ağacı çiçekleri yolcu etmiş, nohut
tanesi büyüklüğündeki erikleri sinesinde
besliyordu. . Az ileriki bahçede çimenlerin koynuna tüm masumluğuyla uzanmış
beyaz papatyaları gördü. Gözüyle sevdi
onları, dokunamadı belki ama sevdi!
—Papatyam! Seni evin içinde göremeyince öyle korktum ki!
—Gülümseyerek, görüyor musun? Dedi
Papatyanın yosun yeşiline çalan gözlerine bakarak-görüyorum, sadakat, cömertlik, güven, sevgi, şefkat, vefa görüyorum
dedi.
Papatya tekrar gülümsedi
—Papatya! Bugün çok neşelisin dedi
—Neşeliyim, çünkü bugün mevsimlerden
bahar, aylardan nisan, günlerden Cuma,
çiçeklerden papatya dedi.
—Hatırlıyorum. Yıllar önce yine mevsimlerden bahar, aylardan nisan günlerden
Cuma idi. Yemyeşil çimenlerin üzerinde
en yalın halinle duruyordun.’Sevmezken
de sevmelere’ davet eden bir duruşun
vardı. Aşktan öte duygulara çağıran bir
öncülüğün hâkimdi. Usulca yanına geldim-Gülümsedin. Ben/den uzak,’ biz’
dercesine duruşun, karşılıksız sevgi sunuşun, papatya; kendin oluşun… Nergisin gururundan, güllerin vurgunundan,
lâlelerin devir devir sürgününden yorulmuş ruhumu sînene yasladım. Ağladım…
Sessizdin.’ Gözyaşlarımı duyacak kadar
sessizdin’.Ve o günden sonra ‘ nisan çiçeğim’ ben hep sana yağdım.
Papatya en sade duruşuyla beyaz
yapraklarının özdenliğine tebessümü de
ekleyerek, yağmur, şefkatli elleriyle papatyanın beyaz yanaklarına dokunarak,
ağaçların dallarına konmuş kuşların bestesinde şu güfteyi söylediler:
Selam mevsimlerden bahara, aylardan nisan günlerden cumaya, selam
bahar eteklerindeki daha nice güzellikleri dökerek mutluluktan örülmüş kalplere,
selam çocuk kalbine, selam İstanbul’a,
selam güllere, karanfillere, fesleğen kokusuna…
Selam yağmurun ellerinden tutmuş
ellere, yumuşacık damlaların okşadığı zülüflere, selam gökkuşağına, uçurtmasıyla
gökyüzünde uçmayı hayal eden çocuğa,
su birikintilerine basarak yürüyen çocuk
ruhlu genç kıza selam, selam, Müberra
munis bir kalbin üzerine olsun.
NİSAN 2014 31
ŞİRAZ, HEYECAN,
AŞK VE GAZELİN ŞEHRİ
Sayfaları çeviriyorsun ve şuraya geliyorsun: Şiraz ve onun eşsiz halleri ne hoş/
Allah zevalini korusun(1). Kendine geliyorsun ve bakıyorsun ki bu ne bir şiir, ne vaz’
ve ne de bir hitabe. Ne bir efsane ne bir hikaye. Aksine inanç, eski ve yeni insanların
inancı. Rüknabad suyu başında yari ile sefa
etmişlerin, ömrün geçişini seyretmişlerin(2)
ve şu araba gürültülerinden bir anlık kurtulmak isteyenlerin inancı...
Şiraz'da ne liman vardır ne de İpek
Yolu... Ama sefa vardır.’Gayb’ın dili’nin(3)
uzaklığına dayanamadığı ve bir ömür boyunca büyüsüne esir olduğu bu şehir... Ve o ‘Tatlı sözlü’ (4), fesahat ve belağat atına binerek
bütün o tecrübelerden ve yolculuklardan sonra yine bu güzel sığınağa cezbolmuştur. Ve
32 7SÖZ
böyledir ki Türkünün Hint benine Semerkantlar, Buharalar bağışlanmıştır (5).
Şiraz birçok güzel şeyi içinde taşır.
Hatıralarda kalacak gönülçelenlerin, mutluluk veren sokaklar ve heyecanlandıran geçitlerin, mest eden turunç baharının ve iyi huylu
insanların, bostan, gül ve zerafetin, tarih ve
gururun, din ve bağlılığın.
Şiraz’a uğramamış veya uğrayıp da
ondan övgüyle bahsetmemiş bir İran turistine az rastlanır. Afifabad Bağı, Cennet Bağı,
İrem Bağı, Golşen Bağı, Delgoşa Bağı ve
Cehannema Bağı gibi çeşit çeşit bağlarıyla. Şiraz kelempolosu, sebze aşı ve karde
aşı gibi leziz yemekleriyle. Dopdolu tarihi ve
onun yadigarları, Vekil çarşısı ve hamamı,
Kerimhan Erg’i, Nasirulmülk Camii, Hafıziye,
Sadiye ve İranlılar’ın tarihi iftiharları, Taht-ı
Cemşid ve Pasargad (6) ile. Şah-ı Çerağ’ı ve
ona olan bu bağlılıkla. Daş Akol (7) ve onun
namusperver kadife başlıklılarının hatırası
iç içe sokaklarıyla, Kur’an girişi ve kapısıyla,
Kolat ve şehrin kenarında sakin uzanmış gizli
cennetiyle. Morali yüksek güzel insanlarıyla,
kendileri güzeller ki bu kadar güzelliği ortaya
çıkarmışlar. Bunun ispatı da bu toprakların
tarih örgüsünde gizlidir ve buna misal, kendini ‘Halkın vekili’ olarak adlandıran o padişahtır.(8)
Günümüzün Şiraz'ı da aynı Şiraz'dır.
Modernizm elbisesi giymiştir ve gelenekleri
kucaklamıştır. Vekil çarşısının kenarında
güzel ve yeni butikler çalışmaktadır. Yeni
caddeler, trafiğin yükünü çekmektedir ve
küsme- barışma sokakları (9) muhabbet yükünü. Yüksek apartmanlar, tehdit eder ve
Taht-ı Cemşid’in sütunları gözleri daldırır.
Yeni müzeler gelenekleri sergiliyor ve Kasrdeşt Bağı’nın geçitleri, gelenekleri soluyor.
Renk ve kokuyu yayıyorlar, gönlü titretiyorlar
ve insana kendini kaybettiriyorlar.
Şiraz, güzel hatıraların macunudur,
bu macunu tatmak isterseniz biraz zahmet
edip Şiraz'a gelmelisiniz. Hayır, hayır, dil
ne kadar kusurlu ve tüm bu güzelliklere
doğru yolculuğu zahmet bilen kişi ne kötü
düşünceli. Bu hava ve ortama kanatlanıp
gitmeli. Ruhunuzu getirin, hafifletin onu
ve parlatın. Afifabad caddesinde yürüyün,
caddelerin canlılığını ve heyecanını soluyun
ve biraz Afifabad Bağı'nda durun. Oturun ve
sakinleşin. Tarihin yolunda yürüyüş yapın.
Vekil çarşısının sokakları ve dörtyollarına uğrayın ve dükkanlara bakın. Bakın ki sanatçı
eller neler üretmiş Nasirulmülk’te. Güzelliğin
ve sanatın yoğunluğunu Kerimhan Ergi’nde
seyredin. Vekil hamamını ve etrafındaki restoranları keşfedin. Kendinize kavuşun, aşka
kavuşun Şah-ı Çerağ’da. Buranın insanlarının göstermekten çekinmediği bu büyük bağlılıktan zevk alın.
Diğer taraftan Taht-ı Cemşid’de gururunuzu yenileyin. O azamete dalın gidin.
İftihar edin ve gurur duyun, Kuroş’un meşhur silindirinde bir kısmı yazılı olan bütün bu
büyüklük ve insanseverlik karşısında. Övün,
mutlu olun, tüm bu büyüleyici şeylerle mutlu
olun. Eğer tüm bunlar da yetmezse mest ve
NİSAN 2014 33
divane şarkı söyleyin : Ey saki! O ruhani şaraptan bir kadeh ver, ki bu karanlık perdeden
bir dem kurtulup huzur bulayım. (10)
Ayakkabınızı giyin ve şehirde yürüyüş yapın, Çemran yürüyüş yolunun güzel
havasında nefes tazeleyin. Ve şehrin aşağı
tabakalarını ve arka sokaklarını ve bu doğal
şekillenmeyi keyifle seyredin. Ama ne yaparanız yapın yolunuz Hafıziye’ye düşecektir
ve kesinlikle bu ‘Pir-i Harabat’ la(11) falınıza
bakacaksınız. Onun ‘Şah-ı nebatı’ na mütevessil olacak ve ondan nasihat isteyeceksi-
34 7SÖZ
niz. Türbesinin gölgeliğinde oturacaksınız ve
gözleriniz hatla yazılmış o beyitlerin arasında kaybolacak ve mutlaka dudak altından bir
aferin de Fransız Andre Godard’a (12) yollayacaksınız.
Hafız, aşık gönüllerin limanıdır.
Hafız'ı sadece divanıyla değil, kabrine
dokunarak keşfedin. Şiraz'ı sadece
haritadan değil, turunç baharı kokusundan
keşfedin.
Şiraz, yaz sıcağında bir yudum serin
su gibi hoşa gider. Bir yudum içiniz.
...........................................................................
1. Hafız’dan bir beyit
2. Hafız’dan bir gazelin beytine işaret eder: Nehir kenarına
otur ve ömrün geçişini seyret, ki geçici dünyadan bu işaret
bize yeter.
3. Hace Hafız-ı Şirazi’nin lakabıdır.
4. ‘Tatlı dilli Sadi’ olarak adlandırdıkları Sadi’yi kastediyor.
5. Hafız’ın bir şiirini kastediyor: Eğer o Şiraz Türkü bizim
gönlümüzü eline geçirirse, o Hint benine Semerkand ve Buhara’yı bağışlarım.
6.Taht-ı Cemşid ve Pasargad’ın Şiraz şehri sınırında olduğunu düşünmek coğrafi bir yanlıştır, bu kadim hatıra, Mervdeşt şehri etrafında yer almaktadır. Mervdeşt’in tarihi Şiraz
kadar eski olmadığı için ve herkes Fars şahlarının oturduğu
bu şehri Fars ile ve Fars eyaletini de Şiraz ile tanıdığı için,
eğer Taht-ı Cemşid’i Şiraz’ın bir parçası olarak kabul etmezsek de tarihi bir hata yapmış oluruz.
7. Daş Akol, Sadık Hidayet’in aynı isimli meşhur hikayelerinden birinin karakteridir. Bu hikaye Şiraz’da geçmektedir.
8. Kerimhan Zend, kendini halkın vekili anlamına gelen ‘Vekilurrueya’ olarak adlandırıyordu, onların hakimi olarak değil.
9. Bazı sokaklar o kadar dardır ki iki kişi oradan aynı anda
geçerken birbirine çok yaklaşmak zorunda kalır ve bu durum, küslüklerin giderilmesi ve gönüllerin birbirine bağlanmasını sağlar.
10. Şeyh Behai’den bir beyit
11. Hafız-ı Şirazi’nin lakabı
12. Şu anki Hafıziye binasının dizayncısı ve mimarı
NİSAN 2014 35
Ümmetin
Anası
Hazreti
Hatice (a.s)
Hatice’den demek, hedefe ulaşmak
için bir dünya azamet ve direniş demek.
Tüm kalem, Yüce Allah’ın bizzat kendisine selam gönderen kişi hakkında bir şeyler yazmaktan acizdir. Fakat Resul Ekrem’in
(Saa) buyurduğu gibi ‘ Bir bütün olarak elde
edilmeyen bir şeyin tamamı bırakılmaz’, biz
de İslam tarihinin bu büyük kadının şahsiyeti
ve hayatını elimizden geldiği kadarı ile incelemeye çalışacağız. Birlikte dinleyelim. Veladet ve aile Hz. Hatice (a.s) hicretten 68 yıl
önce dünyaya geldi. O hazret aile şerefi ve
akraba bağları açısından Arap kabileleri arasında eşsiz ve üstün olan bir ailede yetişti.
Hz. Hatice’nin (a.s) mensubu olduğu aile tüm
Hicaz’da nüfuz sahibi idi. nitekim Hz. Hatice’nin (a.s) davranışları ve konuşmalarında
şeref, izzet ve iffetin belirtileri büyük oranda
göze çarpardı. Hz. Hatice Haşim kabilesindendi, babası ve akrabaları da Kureyş’in
zenginlerinden. Babası Kureyş’in ileri gelenlerinden Huveylid, annesi Fatıma bint Zaide
idi. Hz. Hatice, akranları arasında namusluluğu, dürüstlüğü ve iffetiyle nam salarak “Tahire” lakabıyla tanındı ve İslamiyet’ten sonra
36 7SÖZ
da “Kübra” sıfatıyla anılmaya başlandı. Huveylid’in kızı ahlaki kemalatta her kesin üstünde biri sayılırdı. Bu yüzden İslam peygamberi Hz. Muhammed (Saa) için layık bir eşti.
Rivayetlere göre hz. Hatice (a.s) Resulullah
için Sadık bir eş ve yaverdi. Hz. Muhammed
(S) ile tanışmak Hz. Hatice’nin (a.s) sahip olduğu ahlaki faziletler, bir çok Arap önderi ve
büyüğünü kendisi ile evlenmek istemesine
sebep oluyordu. Fakat daha önceki eşinden
olan hatıralar, onun tekrar evlenmesini engelliyordu, ta ki Hz. Muhammed’in (a.s) yüce
manevi kemalatı ile tanışıncaya kadar. Hz.
Hatice (a.s) Mekke’de Resul-i Ekrem’in başında iki meleğin bulut tarzında gölge ettiklerini görünce hizmetkarı olan Meysere’ye sordu. Meysere ticaret kervanı ile yaptıkları
yolculuk boyunca bu halin devam ettiğini
söyledi. Hz. Hatice (a.s) Hz. Muhammed’in
(a.s) ahlak ve manevi kemalatına adeta vurulmuştu. Tabi Hz. Hatice (a.s) Yahudi bilginleri ve de Arapların büyük alimlerinden Varaka b. Nevfel’den de ahir zaman peygamberi
hakkında bazı bilgiler edinmişti. Tüm bunlar
Hz. Hatice’nin (a.s) Hz. Muhammed’i (S) eş
olarak seçmesine sebep oldu. Hz. Hatice’nin
(a.s) evliliği Hz. Muhammed (S) ve hz. Hatice, Resul ekrem’in Şam’a yaptığı ticaret yolculuğu dönüşünden 2 ay 75 gün sonra gerçekleşti. Bir rivayete göre 500 dirhem altın,
diğerine göre 20 deve, mehir olarak Hz. Hatice’ye verildi ve düğünleri yapıldı. Bu sırada
Peygamber Efendimiz (S) 25, Hz. Hatice
(a.s) 40 yaşında idi. Hz. Hatice (a.s) yüce İslam peygamberi Hz. Muhammed’e (S) duyduğu ilgi ve o hazretin manevi kişiliği nedeni
ile kendisi ile evlenince tüm mal varlığı, makam ve ailevi konumunu değerli eşinin hedeflerinin gerçekleşmesi için kullandı ve harcadı. Bu kutlu evlilik nedeni ile ünlü Arap şair
Hz. Hatice’ye (a.s) hitaben şöyle bir şiir okudu: Ey Hatice bu evlilik sanan kutlu olsun ki
en iyi saadet sana nasip oldu, Dünyanın en
iyi insanı ile evlendin ve halk arasında Muhammed’e benzeyen biri var mı? Öyle bir insan ki o iki yüce peygamber İsa bin Meryem
ve Musa bin İmran onun gelişini müjdelemiş,
verilen vaadin gerçekleşmesi yakındır. Eski
yazarlar kitaplarında bunu itiraf etmişler, o
resul ki Mekke’den çıkacak ve o hidayet eden
ve hidayet olandır. Hz. Hz. Hatice’nin (a.s)
kişiliği ve karakteri Hz. Hatice (a.s) İslam dininin en önde gelen kadınlarındandır. Nasıl
ki Ali bin Ebitalip (as) İslam dinini kabul eden
ilk erkektir, Hz. Hatice * de ‘Senin Allah’ın resulü olduğuna şehadet ederim’ diyerek İslam’a müşerref olan ilk kadındır. Namaz kılan
ilk kadın Hz. Hatice (a.s) idi. o aydın ve ileri
görüşlü biri idi. maneviyatla ilgili olan, hak ve
hakikate inanan bu yüce kadına, İslam peygamberinin eşi olmak ve mal varlığını İslam’ın yayılması ve güçlenmesinde harcama
şerefine nail olmak yeter. İlahi kitaplara vakıf
olan Hz. Hatice (a.s), İslam peygamberinin
(S) zuhurunu bekleyenlerden biri olarak sürekli Varaka bin Nevfel’e ve diğer alimlerden
nübüvvet belirtileri hakkında bilgiler edinmeye çalışırdı. Bu yüce kadının Resulullah’ın
(S) şanında anlam yüklü ve fesih şiirleri, onun
Hz. Muhammed’e (S) olan saygı ve sevgisi-
nin belirtisidir. Hz. Hatice (a.s) sahip olduğu
ince ruhunun yanı sıra ticaret alanında da
zeki ve başarılı biri idi, öyle ki bu konuda
Şam’da bile tanınırdı. İslam tarihinin bu seçkin kadınının ahlaki üstün özellikleri kaleme
sığmayacak kadar fazladır, nitekim Hz. Muhammed (S) şöyle buyurmuştur: Resulullah’a
huzur veren bir insan hakkında ne söylenebilir ki?! Hz. Muhammed (S) ne zaman Kureyş’in tekzipleri ve eziyetlerinden rahatsız
ve rencide olsaydı, hz. Hatice’nin (a.s) yanında huzur bulurdu. İslam aleminin tanınmış
muhaddislerinden Zehebi şöyle diyor: Hz.
Hatice’nin sayısız faziletleri vardı; o akıllı,
yüce, dine bağlı, iffetli ve cennet ehli kadınlardandı. Resul Ekrem (S) defalarca onu
methetmiştir. Allah’ın selamı Hz. Hatice’ye
(a.s) Hz. Hatice (sa), Allah’ın selâmına ve
Rasûlullah’ın (S) övgüsüne mazhar olmuş
son derecede faziletli ve şerefli bir kadındı.
O, imanda, sabırda, iffette, güzel ahlâkta, kısacası her yönü ile örnek olan bir anneydi.
İmam Muhammed Bakır’dan (as) nakledilen
bir rivayete göre hz. Muhammed (S) miraçtan dönüşte hz. Cebrail’e bir isteğinin olup
olmadığını sorumuş. Cebrail de ‘Allah ve
benden Hatice’ye selam söyle’ demiş. Bir diğer rivayette ise günün birinde Hz. Hatice
(a.s) Resulullah’a (S) gitmek için evden çıktığında Cebrail bir erkek görünümünde hz.
Muhammed’i (S) sorar. Hz. Hatice (a.s) o
adamı tanımadığı, düşmanlardan biri olarak
Resulullah’ın canına kastettiğini zannederek,
İslam peygamberinin nerede olduğunu bilmediğini söyler. Allah Resulu’nu görünce
olayı anlatır. Hz. Muhammed ‘O Cebrail’di ve
Allah’ın selamını sana getirmem için Allah’ın
bana emrettiğini söyledi’ dedi. Hz. Hatice’nin
(a.s) İslam’ın ilerlemesindeki rolü Hz. Hatice
(a.s) tüm malvarlığını İslam peygamberinin
(S) başarısı için harcadı. O tüm servetini peygambere bağışlayarak İslam yolunda harcadı. İbni İshak hz. Hatice’nin (a.s) şanında
şöyle diyor: ‘Hz. Hatice, Peygamber (S) için
Sadık ve vefalı bir yaverdi; Hatice ve Ebutalib’in vefatı ardından musibetler ardı ardına
peygambere aktı.’ Zira bilindiği gibi bu ikisi
NİSAN 2014 37
Hz. Muhammed’e yönelik baskı ve zorluklara
karşı birer güçlü engel sayılırdı. İslam’ın, Muhammed’in (S) ahlakı, hz. Ali’nin (as) kılıcı ve
hz. Hatice’nin (a.s) mal varlığına borçlu olduğu sözü, hz. Hatice’nin (a.s) sadakati ve işbirliğini gözler önüne seriyor. Hz. Hatice’nin
evlatları Hz. Hatice’nin (a.s) evlatları konusunda tarihçiler arasında ihtilaflar söz konusudur, fakat çoğunluk o hazretin 6 evladı olduğunu belirtiyor: Haşim, Abdullah ki Tahir
ve Tayyip olarak tanınırdılar, Rukiye, Zeynep, Ummi-Gülsüm ve Fatıma. Hz. Hatice’nin
(a.s) oğulları bisetten önce vefat ettiler fakat
kızları Resulullah’ın peygamberliğine şahit
oldular. Hz. Hatice’nin (a.s) vasiyeti Hz. Hatice hicretten 3 yıl önce hastalandı. İslam peygamberi (S) onu ziyarete gittiğinde, Hz. Hatice’nin (a.s) hal hatırını sorup ona cennette
yüksek konum ve mevkilerin var olduğunu
belirtip şöyle buyurdu: ‘yüce Allah cennette
de seni benim eşim kılmıştır’. Hz. Hatice’nin
(a.s) hastalığı ağırlaşınca İslam peygamberine hitaben şöyle dedi: Ya Resulullah! Birkaç
vasiyetim var. Sana karşı elimden geleni yapamadım. Beni affet. Resul Ekrem kendisinden hiçbir kusur görmediğini, tüm çabası ile
çalıştığını, evinde çok yorulduğunu ve mal
varlığını Allah yolunda harcadığını buyurdu.
Hz. Hatice (a.s), hz. Fatıma’ya (a.s) işaret
ederek şöyle devam etti: Ya Rsulullah! İkici
vasiyetim şu ki bu kızı koruyun zira benden
sonra yetim kalacak; sakın Kureyş kadınlarından biri ona eziyette bulunsun, sakın kimse ona tokat vurmasın, sakın kimse ona sesini yükseltmesin, sakın kimse ona çirkin
davranışta bulunmasın. Utandığı için 3. vasiyetini hz. Fatıma’ya (a.s) söyleyen hz. Hatice
Kübra (a.s) şöyle dedi: Göz nurum! Baban
Resulullah’a de ki kabirden çok korkuyorum;
vahiy nazil olduğunda üzerinde olan elbiseni
benim kefenim yap. Hz. Fatıma (a.s) annesinin vasiyetini Resul Ekrem’e iletince Hz. Muhammed (S) o elbiseyi Hz. Hatice’ye gönderdi ve onu çok sevindirdi. Hz. Hatice Kübra
vefat edince Resul Ekrem onu gusül edip kefene sardı. O sıralarda Cebrail yanında cennetten bir kefen ile Allah Resulüne nazil olup
38 7SÖZ
şöyle dedi: Ya Resulullah! Allah sana selam
etti ve şöyle buyurdu: o malını bizim yolumuzda harcadı, o yüzden bizim onun kefenini temin etmemiz daha yakışır olur. Hz. Hatice’nin (a.s) vefatı Hz. Hatice (a.s) 65 yaşında
bisetin 10. yılının Ramazan ayında Şe’ib’i
Ebitalib’in dışında vefat etti. Hz. Muhammed
(S) değerli eşi hz. Hatice kübra’yı (a.s) cennetten gelen kefen ile tüm defin işlerini bizzat
kendisi gerçekleştirdi, onun için ağladı ve
dua ederek, Allah’tan ona mağfiret diledi.
Onun mezarı Mekke’nin mezarlığı Hacun’dadır. Hz. Hatice’nin (a.s) vefatı Hz. Muhammed (S) için büyük bir musibetti zira yüce İslam peygamberinin yaveri idi, ona sonsuz
saygı duyar ve onu asla rencide etmezdi. Hz.
Hatice’yi (a.s) anmak Hz. Hatice’nin vefatından sonra akrabalarıyla alakasını hiçbir zaman kesmeyen Peygamber Efendimiz (S),
eşini de her zaman yad ederdi. Bazen hanımlarının yanında da yad edince özellikle
eşi Ayşe’nin kıskanmasına sebep olurdu. Ayşe’nin; ölüp gitmiş bir kadını ne diye hala
anıp durduğunu, üstelik Allah’ın kendisine
ondan daha hayırlısını verdiğini söylemesi
üzerine, Hz. Hatice’nin (a.s) daha hayırlı olduğunu ifade eden Resul Ekrem (S) şöyle
cevap verdi: “Allah Hatice’den (a.s) daha hayırlısını bana vermedi. Çünkü o herkesin küfür içerisinde olduğu bir zamanda bana iman
etti. Herkesin beni yalanladığı bir zamanda, o
beni tasdik etti. Herkesin her şeyi benden
esirgediği bir zamanda, o beni malına ortak
etti. “ Hatasını ve Resulullah’ı (S) üzdüğünü
anlayan Ayşe özür dileyerek bir daha böyle
ifadeleri kullanmadı. İmam Cafer Sadık (as)
şöyle buyuruyor: hz. Hatice (a.s) vefat ettiğinde küçük bir çocuk olan hz. Fatıma (a.s)
değerli babası hz. Muhammed’e (S) giderek
‘Annem nerede?’ diye sorunca Resul Ekrem
susar. O sırada Cebrail nazil olur ve şöyle
buyurur: Allah’ın selam gönderdi ve buyurdu
ki Zehra’ya söyle, annen cennette, sütunları
kırmızı yakuttan olan altından bir sarayda
oturmuş, bir yanında Asiye ve diğer yanında
da Meryem yer almakta.
NİSAN 2014 39
Mehmet Gürhan
Bağımlılık Nedir?
Türkiye’de ve dünyada hızla
tütün, alkol ve uyuşturucu madde
alım oranları artmakta, maddeye
başlama yaşları gittikçe düşmektedir. Diğer bağımlılıklar gibi teknoloji
ve kumar bağımlılığı da kişiye, aileye ve topluma psikolojik, sosyolojik
ve ekonomik zararlara yol açmaktadır.
Bağımlılık kişinin bedensel, ruhsal ve
sosyal hayatını olumsuz etkiler. Toplumun
felaketi sayılabilecek bağımlılıkları engellemek ancak iyi bir koruyucu halk sağlığı yaklaşımıyla mümkün olur.
Psikiyatrik bir sendrom olan bağımlılığın tanısı için aşağıda sayılan ölçütlerin yalnızca
üçünün bir arada görülmesi yeterlidir.
•
Kullanılan maddeye tolerans gelişmesi
•
Madde kesildiğinde ya da azaltıldığında
yoksunluk belirtilerinin ortaya çıkması
•
Madde kullanımını denetlemek ya da
bırakmak için yapılan ama boşa çıkan
çabalar
40 7SÖZ
•
Maddeyi sağlamak, kullanmak ya da bırakmak için büyük zaman harcama
•
Madde kullanımı nedeni ile sosyal, mesleki ve kişisel etkinliklerin olumsuz etkilenmesi
•
Maddenin daha uzun ve yüksek miktarlarda alınması
•
Fiziksel ya da ruhsal sorunların ortaya
çıkmasına ya da artmasına rağmen
madde kullanımını sürdürmek
Fiziksel bağımlılık, kullanılan maddeye karşı bir adaptasyon gelişmesine bağlı olarak
maddenin varlığına karşı duyulan fizyolojik
bir istektir. Ruhsal bağımlılık ise kişinin duygusal ya da kişilik yapısı gereği, gereksinimlerini tatmin etme/giderme amacı ile o maddeye düşkünlüğüdür.
Bağımlılık ciddi bir hastalıktır. Bağımlılığa
ilişkin beyinde birçok nörokimyasal, nörofizyolojik değişimler saptanmıştır. Bağımlılık
tedavisi, belirli şemaları ve ilkeleri içeren
kapsamlı bir protokol ile sağlanabilir. Bağımlı kişiler bağımlılığın bir hastalık olduğunu
kabul eder ve hastalıklarda uyulması ge-
reken kurallar olduğunu bilirlerse tedaviye
uyumları artmaktadır.
TÜTÜN BAĞIMLILIĞI NEDIR?
Sigara dünyada ve ülkemizde önemli
bir halk sağlığı sorunudur ve yüksek
oranda nikotin içerdiği için bağımlılık yapma
potansiyeline sahiptir.
Sigara, nargile, pipo içme veya dumanının
solunması zamanla kişide psikolojik ve fiziksel bağımlılık oluşturur. Tütün ürünlerinde
4000’den fazla kimyasal madde bulunmaktadır. Esas bağımlılık yapan madde nikotindir. Koklanarak burundan çekilen ya da
çiğnenen dumansız tütünler de nikotin kadar
yüksek düzeyde zehir içermektedir.
YOL AÇTIĞI SAĞLIK SORUNLARI
• Kalp ve damar hastalıkları
• Bronşların daralması sonucu akciğer rahatsızlıkları ve KOAH
• Damarlarda tıkanma ve buna bağlı felç
• Midede gastrit, ülser ve mide kanseri
• Ciltte sararma, kırışıklık, cilt kanseri
• Ağız kokusu ve dişlerde sararma
• Gebelikte sigara içilmesi erken doğuma
ve buna bağlı olarak çeşitli gelişim bozukluklarına, doğum sonrası ise sütün kesilmesine yol açar.
Sigarayı bıraktıktan sonra ...
• Sigarayı bıraktıktan 2 saat sonra nikotin
vücudunuzu terk etmeye başlar.
• 6 saat sonra kalp atış hızı ve kan basıncı
düşmeye başlar.
• 12 saat sonra sigara dumanından kaynaklanan zehirli karbonmonoksit kan dolaşımınızdan temizlenir ve ciğerlerinizin
daha iyi çalışmasını sağlar.
• 2 gün sonra tat ve koku duyularınız kes-
kinleşir.
• 2-12 hafta içinde kan dolaşımı iyileşir, bu
da yürüme, koşma gibi fiziksel aktiviteleri
kolaylaştırır.
• 3-9 hafta sonra öksürme, nefes darlığı,
hırıltı gibi problemler azalır ve akciğerleriniz güçlenir.
• 5 yıl içinde kalp krizi riski yarı yarıya azalır.
• 10 yıl sonra akciğer kanseri riski yarıya
inerken kalp krizi riski hiç sigara içmemiş
bir kişinin riskiyle aynı orana düşer.
BILIYOR MUSUNUZ?
• Dünyada her yıl 6 milyon kişi sigara sebebiyle hayatını kaybetmektedir. Bu sayı
her 10 saniyede bir kişinin sigaradan ölmesi demektir. • Günde yaklaşık yarım paket sigara içen
bir insan her gün beynine 300 nikotin vuruşu gönderiyor.
BIRAKMAK MÜMKÜN!
Sigara bırakma tedavisinde davranış danışmanlığı ve ilaç tedavisi büyük önem taşımaktadır. Ülkemizde pek çok hastanede
Sigara Bırakma Poliklinikleri bulunmaktadır. Ayrıca özel sağlık kurumları da sigarayı bırakmaya yönelik ilaç ve psikolojik
tedavi hizmeti vermektedir.
İlaç tedavisinin amacı, sigaranın bırakılmasını izleyen dönemde ortaya çıkan nikotin yoksunluğunu gidermektir. Bu ilaçlar
doktor tarafından reçeteli olarak verilmektedir. Bunun dışında bir sağlık uzmanına
başvurmadan satılan sigara bırakma ürünlerine itibar etmeyiniz.
Sigara içmenin ruhsal ve davranışsal yönleri olduğu da gözden kaçırılmamalıdır. Bu
faktörler yeterince incelenmezse, nikotin
NİSAN 2014 41
yoksunluğu geçtikten sonra kişi tekrar sigaraya başlayabilir. Hastanın bağımlılık
kriterlerine göre planlanan psikolojik tedavide baş etme becerileri, öfke kontrolü,
aile görüşmesi, motivasyona yönelik çalışmalar ve değişik terapi yöntemleri uygulanmaktadır.
-Bırakma tarihi belirleyin.
-Çevrenizdeki kişilere sigarayı bırakmayı
planladığınızı söyleyin.
-Karşılaşabileceğiniz zorlukları kestirmeye
çalışın ve plan yapın.
-Çevrenizdeki bütün sigara, çakmak, kibrit
ve kül tablalarını uzaklaştırın.
-Bırakmanın yararlarını düşünün.
-Yapacak, ilgilenecek yeni şeyler bulun.
ÇOCUĞUNUZ SIGARA
KULLANIYORSA
• Çocuğunuzu sigara içerken yakaladığınızda zarar vermeden sadece elindeki paketi alın ve sigara içilmemesi ile ilgili ev ya
da okul kurallarını hatırlatın. • Sigara ile her yakaladığınızda aynı tepkiyi verin. Önemli olan tutarlı tepkiler vermektir. Sınırlarınız net olsun.
• Kurallara siz de uyun, çocuklar sizi sigara içerken görmemeli.
• Nasihat dilini kullanmadan sigaranın
etkileri hakkında konuşun. Doğru bilgileri
öğrenmesini sağlayın.
etme stratejileriyle ilgili sınırlı birikime sahiptir ya da sigarayı bırakmanın çok kolay
olduğunu, dolayısıyla bununla uğraşmaya
gerek olmadığını düşünürler.
Sigara içenlerde
PASIF İÇICILIK
Pasif içici, sigara kullanmayan ama sigara
dumanına maruz kalan kişidir. Pasif içici
olmanın etkileri sigara dumanına maruz
kalmanın zamanı, yoğunluğu ve sıklığına
göre değişmekle beraber her yıl milyonlarca
insan sigaranın neden olduğu hastalıklar nedeni ile ölmektedir.
• Tütün dumanına maruz kalmak kanser,
kalp hastalıkları ve KOAH gibi birçok hastalığa neden olmaktadır. • Çocuklar tütün dumanının zararlı etkilerine
karşı çok daha hassastırlar. • Tütün dumanına sadece 30 dakika bile
maruz kalmak, uzun süreli sigara kullanıcılarında beliren fiziksel etkileri ortaya çıkarmaktadır.
MADDE BAĞIMLILIĞI
RISK FAKTÖRLERI
• Nikotin yüksek oranda bağımlılık yapıcıdır. • Bırakmaya çalışan içicilerin en az yarısında önemli oranda yoksunluk semptomları ortaya çıkar. • Kullanıcılar sigarasız bir hayatı hayal
etmekte zorlanırlar. Bazı kullanıcılar tek
başlarına yardımsız bırakabileceklerini düşünürler. • Bazı kullanıcılar olumsuz duygularla baş
42 7SÖZ
Uyuşturucu madde bağımlılığı nedir?
Sakinleştirici ve uyarıcı etkileri olan, gide-
rek daha fazla alma isteği ve alınmadığında yoksunluk belirtileri doğuran kimyasal
maddelere “uyuşturucu madde” adı verilir.
Uyuşturucu madde bağımlıları, çoğunlukla
kullanımı kontrol edebilecekleri düşüncesiyle madde kullanmaya başlarlar. Oysa
bağımlılığın nasıl gelişeceği öngörülemez,
bir kez kullanım dahi son derece risklidir. İlk
kullanımdan sonra tekrar tekrar madde alma
ihtiyacı doğar. Aynı uyuşturucu etkinin sağlanması için kullanım sıklığı ve/veya miktarı
artar. Bu kısır döngünün yerleşmesiyle kişi
bağımlılık sürecine girmiş olur.
ETKILERI
Uyuşturucu olarak kullanılan maddelerin
kimyasal yapıları birbirinden farklıdır. Kullanıldıklarında merkezi sinir sisteminin farklı
bölümlerini etkileyerek fiziksel ve psikolojik
tahribata yol açarlar. Uyuşturucu maddelerin
hiçbir güvenli kullanım şekli yoktur. Kullanan
herkes için bağımlı olma riski eşittir. Hücrelerimiz vücuda giren her maddeyi tanır ve
bir daha unutmamak üzere hafızasına alır.
Hücresel öğrenme süreci denen bu durum
herkes için geçerlidir.
• Aklı ve iradeyi işlemez hale getirir. Kişiyi
normal yaşam ve davranışlarından uzaklaştırır.
• Bulantı, kusma, karın ağrıları, kabızlık, ishal, mide ve bağırsak spazmlarına/kanamalarına sebep olur.
• Tüm iç organların zarar görmesine ve buna
eşlik eden bir dizi hastalığa neden olur.
• Zehirlenmelere ve bu yolla gelen ölümlere
sebep olur. • Uyuşturucular, bireyin çevreye uyum yeteneğini azaltır. Bağımlı giderek aileden ve
çevresinden kopararak, yalnızlaşır. Çoğu
zaman bu tabloya ağır bunalımlar eşlik eder.
NE YAPMALI?
• Eğer kişi maddenin etkisi altında ise onun-
la bu durumda konuşmanın yararı olmaz. • Kendinizi hazır hissetmeden onunla konuşmayın.
• Açık, samimi ve inandırıcı olun, öğüt vermeyin. • Genellemeler yapmaktan kaçının.
• Korkularınıza dayanarak konuşmayın.
• Onu etiketlemekten kaçının, çünkü “kullanıcı olarak” etiketlenen kişiye yaklaşmak çok
zordur.
• Önyargılarınızın farkına varın (“Bunlar iflah
olmaz”), böylece yanlış iletişim kurma olasılığını azaltırsınız. • Kendinizi onun yerine koymayı deneyerek
onun düşünce, yaşantı ve korkularını anlamaya çalışın.
• Uzman yardımı alması için samimi bir yaklaşımla onu ikna edin.
Ne yapmamalı?
• Kabullenmeme-İnkâr: “Yok, benim çocuğum asla kullanmaz.”
• Kendini ve eşini suçlama: “Bu çocuk senin
yüzünden böyle oldu.” “Biz iyi anne-baba
olamadık.”
• Hayal kırıklığı, çaresizlik duygusu: “Ben
seni bunun için mi yetiştirdim?” “Her şey bitti, artık hiçbir şey eskisi gibi olamaz.”
• Öfke: “Benim böyle bir çocuğum olamaz!”
• Çocuğu suçlama ve aşağılama: “Senden
hiçbir şey olmaz.”
• Uç kararlar alma: “Okul hayatın bitti.”
ÖNLEYICI FAKTÖRLER
• Uyuşturucu maddeler ile ilgili yaşa uygun
doğru bilgilenme
• Güçlü ve pozitif aile bağları
• Anne-Babaların çocuklarıyla ilgili olmaları
ve çocuklarının kimlerle arkadaşlık ettiğinden haberdar olmaları
• Aile içi kuralların açık olması ve herkesin
bunlara uyması
• Okulda başarılı olma
• Okul, STK’lar ve kulüpler gibi kurumlarla
kurulmuş güçlü bağlar
NİSAN 2014 43
TEDAVI IÇIN
Madde kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu
konudaki problemlerine çözüm arayan kişi
ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM)
ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi
olabilirler. Hasta ve doktor işbirliğiyle yürütülen tedavi, 2-6 hafta arasında hastanede yatarak arındırma ve bir yıl süre ile psiko-sosyal tedavi şeklinde gerçekleşmektedir. En iyi korunma yolu hiç başlamamaktır.
MADDEDEN KURTULUŞ MÜMKÜN
• Bağımlılık düzelebilir ancak tam olarak iyileşmenin gerçekleşmesi için ciddi bir çaba
ve zaman gerekmektedir.
• Kişinin tedavi olmayı istemesi ve kendini
hazır hissetmesi en önemli aşamadır.
• Bu süreçte doğru iletişim ve bağımlının
yaşadıklarını yakınlarıyla paylaşması önemlidir.
• Bağımlılık tedavisi kişiye, kullanılan maddenin cinsine ve kullanım süresine göre değişiklik gösterir. • Maddeyi kişinin tek başına bırakması neredeyse imkânsızdır, muhakkak uzman yardımı alınmalıdır.
kullanılmasını ve yayılmasını önleme çalışmaları, bu maddelerin yarattığı bireysel
ve toplumsal sorunları en aza indirmek ve
toplumda sağlıklı davranışların gelişmesini
sağlamak amacıyla yapılmaktadır.
• Bağımlılık, geliştikten sonra tedavisi oldukça güç olan bir hastalıktır. • Uygulanan uzun süreli tedavilerin maliyeti
çok yüksektir.
• İyileştikten sonra gerekli sosyo-psikolojik
tedbirler alınmazsa, bağımlılığın yineleme
oranı çok yüksektir. • Madde kullanımının insan sağlığı üzerindeki olumsuz etkisi nedeniyle ülkenin sağlık
harcamaları artmaktadır. • Her türlü önleme programı maliyetinin,
tedavi maliyetinden daha düşük olduğu gözlenmiştir.
Alkol Bağımlılığı
RISK FAKTÖRLERI
ALKOL BAĞIMLILIĞI NEDIR?
• Psikolojik sorunları olan ya da herhangi bir
madde bağımlılığı bulunan ebeveynin çocukları daha büyük risk altındadırlar • Ebeveyn-çocuk arasında bağlanma ve ilgi
eksikliği (özellikle ‘Baba’ rolünün ev ortamında eksikliği)
• Sınıfta aşırı utangaçlık ya da şiddet içeren
davranışlar
• Okul başarısında düşüş
Alkol bağımlılığı, diğer adıyla alkolizm alkollü içkilere tutkunluk derecesinde bağlı olma
haline denir. Alkolik, alkolün kendisine ve
sosyal ilişkilerine zararlı olduğunu bildiği halde içmekten kendini alamayan kişidir.
ÖNLEME ÖNEMLIDIR!
Toplumda bağımlılık yapıcı maddelerin
44 7SÖZ
ALKOL BAĞIMLILIĞI BELIRTILERI
• Kişi tarafından alışkın olduğu etkinin sağlanabilmesi için kullanılan alkol miktarının giderek arttırılıyor olması; eskiden kullanılan,
alışkın olunan alkol miktarı ile aynı hissin ve
etkinin sağlanamaması (tolerans)
• Kişinin kullandığı alkolün miktarını azaltması ya da alkolü bırakması sonucunda
yoksunluk belirtisi dediğimiz bir takım ruhsal
ve bedensel sıkıntılar içerisine girmesi ve
yoksunluk belirtisi hisseden kullanıcının alkol alması ile rahatlama hissetmesi
• Kullanılan alkolün kişi tarafından almayı tasarladığı miktardan fazla miktarda ve sürede
kullanılması
• Alkol sağlamak, alkol kullanmak ya da alkolün etkilerinden kurtulmak için çok fazla
zaman harcanması
• Alkol kullanımı yüzünden önemli toplumsal, mesleki etkinliklerin ya da boş zamanları
değerlendirme etkinliklerinin azaltılması ya
da bırakılması
• Alkol kullanımını bırakmak ya da denetim
altına almak için başarısız girişimlerin varlığı
• Alkolden zarar gördüğü bilinmesine rağmen alkol alımına devam etmek
• Hedef ayıklıktır (sobriety). Eşlik eden psikiyatrik bozuklukların ayırıcı tanısı ve tedavisi
için bu önemlidir.
• Tedaviden sonra uzun süreli izleme gereklidir. Kişi uzun süre hastanede kalsa bile
daha sonra izlenmezse tekrar alkol almaya
başlaması muhtemeldir. Düzenli aralıklarla
psikolojik danışma almak veya yardım gruplarına katılmak tekrar başlama riskini azaltır.
• Nüksler (tekrarlamalar) ilk 6 ayda sıklıkla
görülür.
• Alkoliğin ailesi alkolizm tedavisinde önemli bir faktördür. İçmeyi sürdürdüğü sürece
onunla kalamayacağını belirten eşi alkoliğin
alkolü bırakma denemesine girmesi için tek
başına yeterli bir sebep oluşturabilir. • Alkol bağımlısı birey alkolizm için orijinal
bir tedavi programını görmeyi reddediyorsa,
hekim alkolik ilişkisini kesmemeli, tedaviyi
kabul edeceği bir psikososyal krizi beklemelidir.
YOL AÇTIĞI SORUNLAR
Dikkat!
• Yemek borusu, gırtlak, mide ve pankreas
kanserleri
• Doğru düşünme, karar verme ve hareket
etme gibi beynin işlevlerini bozması
• Uyku bozuklukları, baş ağrısı, göz tahribatı
• Kalp ve kan dolaşımı hastalıkları • Kan pıhtılaşmasını engelleme
• Karaciğerde ağır hasar
Alkol anne kanından plasenta yoluyla direkt
bebeğin kanına geçer. Anne kanındaki alkolle bebeğin kanındaki alkol miktarı aynıdır.
Gebelikte kullanılan alkol düşük ve ölü doğumlara, bebekte gelişme geriliğine, sosyal
gelişim ve zekâ geriliği gibi durumların oluşmasına neden olur.
TEDAVI IÇIN
Alkol sosyal kullanımı da olan bir psikoaktif
madde olduğu için alkolün kötüye kullanımını veya alkol bağımlılığının geliştiğini kabul
etmek zaman alabilir. Alkol kullanan birçok
kişi sosyal kullanım düzeyinde devam ederken alkol bağımlılığı gelişmektedir. Alkol kullanan ve tedavi olmak isteyen, bu
konudaki problemlerine çözüm arayan kişi
ve yakınları hastanelere bağlı Alkol ve Madde Bağımlılığı Tedavi Merkezleri (AMATEM)
ile psikiyatri kliniklerine başvurarak tedavi
olabilirler. • Tedavi hastanın ihtiyaçlarına göre seçilmelidir.
BILIYOR MUSUNUZ?
• Her yıl 2,5 milyon insan alkole bağlı nedenlerden dolayı hayatını kaybetmektedir.
NİSAN 2014 45
• Alkol tüm dünyada önlenebilir ölüm ve yaralanmaların üçüncü temel nedenidir.
• Alkolden doğan maddi zarar alkolden elde
edilen gelirden çok daha fazladır.
• Eğitimde başarısızlık, suça eğilim, alkole
bağlı sağlık problemleri alkol kullanımıyla
doğru orantılı olarak artar.
NE YAPMALI?
• Bağımlı kişinin davranışlarının sonuçlarını
görmesine yardımcı olun.
• Samimi ilgi gösterin, alkol probleminin bir
hastalık olduğunu unutmayın.
• Bağımlılık tedavi metotları hakkında bilgi
sahibi olun. Bağımlıya bunlardan bahsedin.
• Bağımlı kişinin yardım kabul etmesine
hazırlıklı olun. Tedavi merkeziyle önceden
görüşün, gerekli ayarlamaları yapın. Böylece
harekete geçmesini engelleyecek bahaneleri
ortadan kaldırmış olursunuz.
NE YAPMAMALI?
• Nefret, düşmanlık, kötü söz söyleme, lanetleme, ahlak dersi vermek gibi yaklaşımlardan uzak durun ve ona yardım
etmeye çalıştığınızı unutmayın.
• Saklamak, çevreye belli etmemeye çalışmak sorununun daha derinleşmesine neden olacaktır.
bağlı bulunan oyun” olarak tarif edilen kumar
isteyerek riske girme temelinde, kazanan ve
kaybeden tarafların olduğu ve her iki tarafta
da bir üretim işi olmaksızın servetin yeniden
dağılımına verilen addır. Günümüzde hoşça
vakit geçirme, eğlence ve dinlenme aracı
olarak sunulan, şans ve bahis oyunlarını
da içine alan yaygın bir yelpazeye sahiptir.
Kumar, kişiye, aileye ve topluma psikolojik,
sosyolojik ve ekonomik çok büyük zararları
olan bir bağımlılıktır.
KUMARIN ZARARLARI
Kişiye
• Psikolojik sorunlara yol açar.
• Diğer bağımlılıklara kolayca bulaşma ihtimali kuvvetlenir (Alkol, sigara gibi).
• Kazanma hırsıyla bencil ve menfaatçi bir
hale gelen birey kendine ve çevreye zarar
vermekten kaçınmaz.
• Kumar tutkusu yüzünden ailesine ve çevresine karşı sorumluluklarını yerine getirmez.
• Fizikî zararlarla neticelenebilecek karmaşık
bir ilişkiler ağına dahil olur (Bu tür sektörlerin
kimlerin elinde olduğu bilinmemekte ve kişi
kazananın olmadığı bir dünyanın içine itilmektedir).
• Maddi kayıp ile birlikte kişi; kendisine, ailesine ve topluma karşı zararlı hale gelir.
KUMAR BAĞIMLILIĞI
Aileye
• Ailedeki güven ortamı kaybolur.
• Ailede maddi kayba yol açar ve bu kayıplar
yüzünden psikolojik, ailevî ve toplumsal sorunlar ortaya çıkar (boşanma, aile içi şiddet
gibi).
• Kumarın finansmanı için girişilen ilişkiler
aile düzenine ve bireylerine yansır.
KUMAR BAĞIMLILIĞI NEDIR?
Topluma
• Haksız kazanç meşru hale gelir; kolay kazanç yeni nesillerin ideali haline gelir.
• İllegal yapı ve organizasyonlar bu yollarla
Ceza Kanunu’muzda, “Kazanç kastı ile oynanan kâr ve zararı baht ve talihe (şansa)
46 7SÖZ
güç ve servet kazanır.
• Çalışma, alın teri, hak ve hukuk gibi toplumun temeli olan anlayışlar itibardan düşer.
• Toplumsal ahlâk yara alır.
• Menfaat ve kazanma hırsı bütün toplumsal
ilişkilere yansır.
• Toplumdaki huzur ve güven zedelenir.
olursunuz. • Kumar oynayan kişinin yalvarma, tehdit ya
da suçlama yoluyla para istemesine karşı
hazırlıklı olmalı ve stratejiler geliştirmelisiniz. • Hem kendiniz hem de kumar oynayan kişinin terapi desteği alması sorunla daha kolay
baş etmenize yardımcı olacaktır.
Kişi kumar oynama düşüncesiyle başa çıkabilmek için …
RISK FAKTÖRLERI
• Kumar oynanan yerlerden ve internette kumar oynatılan sitelerden uzak durmalıdır.
• Kumar oynama düşüncesini oluşturan şeylerden uzaklaşmalıdır (at yarışı programları,
casino reklamları, piyango biletleri vs.)
• Kumarla ilgisi olan kişilerden uzak durmalıdır.
• Kumar üzerine yapılan tartışmalara girmekten kaçınmalıdır.
• Günlük ihtiyacı karşılayabilecek kadar para
bulundurmalı, gereği dışında kredi kartları
ve ATM kartlarını kullanmamalıdır.
• Yaşam tarzının değiştirilmesi, olumsuz
alışkanlıkların yerine olumlu davranışların
konulması gerekmektedir.
• Gerek kumar oynayan kimse gerekse yakınındaki birisinin kumar oynadığını bilen birisi
bağımlılık tedavisine başvurmaktan ve bu
yolla kumarla mücadele etmekten kaçınmamalıdır.
• Destek için iletişime geçmek ve güvenilen
bir aile dostundan ya da bir yardım istemelidir.
• Başka şeylerle meşgul olmak önemlidir.
Dikkati başka aktivitelere çevirmek (evde iş
yapmak, spora gitmek gibi) faydalı olacaktır.
NASIL YARDIMCI OLABILIRIM?
• Para idaresine sınırlar koyarak veya aile
içerisinde finansal sorumluluğu üzerinize
alarak hem kişinin kumar oynamasına hem
de nüksün oluşmasına karşı önlem almış
• Kumar oynayanlar kaybettiklerini bir seferde geri almayı umarlar. Bu gerçekleşmeyince davranışlarını ve kayıplarını yalanlarla örtmeye çalışırlar.
• Kumar oynamak için gereken parayı sağlamak üzere, sahtekârlık, dolandırıcılık, hırsızlık, zimmetine para geçirme gibi yasa dışı
eylemlerde bulunabilirler.
• Kumar oynama yüzünden önemli bir ilişkisini, işini, eğitimini tehlikeye atar ya da kaybederler.
• Kayıplarını telafi edemeyeceğini fark eden
bağımlılarda ağır bunalımlar, depresyon ve
hatta intihar vakaları görülür.
TEDAVI IÇIN
Toplumları derinden sarsan ve toplumun
temeli olan aileyi yıkan bu kötü alışkanlığın
etkisi kişiyle sınırlı olmadığından bu patolojik
bağımlılığı bir halk sağlığı sorunu olarak ele
almak gerekir. Bu rahatsızlığın tedavisi mümkündür. Patolojik kumar bağımlılığının tedavisinde sıklıkla madde bağımlılığı tedavisi modeli uygulandığından bu
kişiler madde bağımlılığı tedavi bölümlerine
yönlendirilmelidir.
Kişiye göre düzenlenen tedavi programıyla
başarıya ulaşmak mümkündür. Bunun için
ilk olarak kumar bağımlılığının (kumar oynayan kimse tarafından) patolojik bir rahatsızlık olduğunun kabul edilmesi zorunludur.
NİSAN 2014 47
TEKNOLOJI BAĞIMLILIĞI
TEKNOLOJI BAĞIMLILIĞI NEDIR?
Bilimsel ve teknolojik gelişmelerin gittikçe
hızlandığı ve teknolojinin aynı hızla günlük
yaşamımıza girdiği düşünüldüğünde cep
telefonları, bilgisayarlar ve internet teknolojilerinin yaşamımızdaki vazgeçilmez yeri ve
önemi bir kez daha açıkça görülmektedir.
Bununla birlikte teknolojinin sorunlu kullanımının eğitim ve meslek hayatını, özel hayatı
olumsuz etkilediğini gözlemliyor, sizlerin de
dikkatini buraya çekmek istiyoruz.
İnternet ve teknoloji bağımlılığı diğer
bağımlılıklarda olduğu gibi kişinin bağımlısı
olduğu teknolojik ürüne ulaşamadığında
yoksunluk yaşadığı bir durum olarak
tanımlanmaktadır.
Bağımlılığı kontrol altına alma yöntemleri
• Günlük internet kullanım saatlerini değiştirin.
• Haftalık internet kullanımı çizelgeleri hazırlayıp, uyulmasını sağlayın.
• Destek grupları ya da aile terapisi gibi yöntemleri hayata geçirin.
• Yapmayı isteyip de fırsat bulamadığı faaliyetleri bir deftere yazmasını sağlayın, internet kullanmak için yoğun istek duyduğunda
yazdıklarından birini yapmasını isteyin.
Çocuk ve ergenlerde bağımlılığı önleme
2 yaşından küçük çocukların internet, tv ya
da bilgisayarla karşılaşması uygun değildir.
48 7SÖZ
Okul öncesi yaş grubu için günde 30 dakikayı geçmeyecek şekilde internet kullanımı
yeterlidir. İlköğretimin ilk 4 yılında ödev haricinde oyun ve eğlence için günlük 45 dakika
zaman ayrılmalıdır. Sonraki yıllarda hafta
sonu daha esnek olmakla birlikte günde 1
saat kullanım uygundur. Lise çağında da
günlük 2 saat yeterlidir.
GRAFİK
BILIYOR MUSUNUZ?
Üniversite öğrencileri arasında yapılan bir
araştırmaya göre;
• Yoksunluk durumu; bağımlı öğrencilerin %
74,5’inde saptanırken bağımlı olmayanların
% 10,5’inde saptanmıştır.
• İnternette geçirdiği zamanı gizlemek için
yalan söyleme; bağımlı öğrencilerin • % 38’inde saptanırken, bağımlı olmayanların % 4’ünde saptanmıştır.
• İnternette geçirdiği zamandan suçluluk
duyma, bağımlı öğrencilerin % 33’ünde saptanırken, bağımlı olmayanların % 4,3’ünde
saptanmıştır.
NE YAPMALI?
• Çocuklarınızı arkadaşları ile doğal yollardan görüşmeleri için yönlendirin, akran grupları içerisinde sosyalleşmesini sağlayın.
• Çocuklarınızı yetenek ve ilgi alanlarına uygun spor dallarına yönlendirin.
• Çocuğunuzun arkadaşlık ilişkilerini destekleyin, onları bir araya getirecek aktivite
planlayın. • Çocuğunuzun bilgisayar kullanımını kontrol
edin ve sanal ortamdaki arkadaşlarını tanıyın.
• Bilgisayarlarınızda güvenli internet uygulamalarının olmasına özen gösterin.
• Uzun süreli bilgisayar kullanan çocuğunuzu engelleyemiyorsanız mutlaka uzman
yardımı alın.
NE YAPMAMALI?
• Akıllı telefon/tablet vs. gibi aletleri çocukları
teselli etmek, susturmak için asla kullanmayın.
• Çocukların kontrolsüz ve uzun süre internet kullanmasına izin vermeyin.
• Yemek ve çay saatlerinde bilgisayar başındaki çocuğa servis yapmayın, size katılmasını sağlayın.
• TV veya internet benzeri teknolojik alet
merkezli ev düzeni kurmayın.
Teknoloji bağımlılığının belirtileri
• Yalnızca birkaç dakika diyerek saatler harcamak.
• Çevrenizdekilere ekran karşısında geçirdiğiniz zaman hakkında yalan söylemek.
• Uzun süre bilgisayar kullanmaktan dolayı
fiziksel sorunlardan şikâyet etmek.
• Anonim bir kişiliğe bürünmek, insanlarla
internet üzerinden konuşmayı yüz yüze konuşmaya tercih etmek.
• İnternete girmek için yemek öğünlerinden,
derslerden ya da randevulardan ödün vermek.
• Bilgisayarınızın başında çok fazla zaman
geçirdiğiniz için suçluluk duyuyorken bir
yandan da büyük bir zevk almak ve bu iki
duygular arasında gidip gelmek.
• Bilgisayarınızdan uzak kaldığınız zaman
gergin ve boşluktaymış gibi hissetmek.
• Gece geç saatlere kadar bilgisayar başında kalmak.
Teknoloji bağımlılığının neden olduğu sorunlar
Fiziksel şikâyetler
Gözlerde yanma
• Boyun kaslarında ağrı ve sertleşme
• Beden duruşunda bozukluk
• Elde uyuşukluk
•
•
Halsizlik
Sosyal alanda görülen şikâyetler
•
•
•
•
•
•
•
Akademik başarıda düşüş
Kişisel, aile ve okul sorunları
Zamanı idare etmede başarısızlık
Uyku bozuklukları
Yemek yememe
Aktivitelerde azalma
İnternet arkadaşları dışında izolasyon
NİSAN 2014 49
Lübnan Yeşilay’ı
Kuruluyor!
Türkiye Yeşilay Cemiyeti’nin son
yıllarda artan uluslararası çalışmaları ve
birçok ülkede gerçekleştirilen ülke Yeşilay’ları çalışmalarına bir yenisi daha eklendi. Lübnan Yeşilay’ı kuruluş çalışması
10 Nisan Perşembe günü Türkiye Yeşilay Cemiyeti Genel Merkezi’nde gerçekleşen protokol imza töreniyle başladı.
Yeşilay Genel Başkanı Prof. Dr.
M. İhsan Karaman ve Lübnan merkezli
Islamic Medical Association Başkanı Dr.
50 7SÖZ
Mahmoud Al-Sayed arasında imzalanan
protokolle Lübnan Yeşilay’ı kuruluş çalışmaları başlamış oldu.
Yeşilay’ın Filistin, Bosna Hersek,
Karadağ, Malezya ve Tayland’dan sonra
kurulduğu altıncı ülke olan Lübnan, alkol
tüketiminde İslam ülkeleri arasında ilk
sırada yer alıyor.
Yeşilay Başkanı Prof. Dr. M. İhsan
Karaman protokol imzasında; “Göreve
geldiğimiz gündem bu yana ulusal çaba
ve gayretlerimizin yanında Yeşilay’ı uluslararası alana taşımak en önemli stratejik
hedeflerimizden biriydi. Bu çerçevede
Yeşilay’ın Avrupa Alkol Politikaları Birliği’ne üyeliği ve Birleşmiş Milletler Ekonomik Sosyal Konsey Danışmanlık Statüsü gibi bir takım uluslararası üyelik ve
entegrasyon çalışmalarına imza atarken
diğer taraftan da Yeşilay’ın marka değerini yurt dışına taşımayı misyon edindik”
dedi.
Lübnan’la Türkiye’nin tarihi ve
kültürel bağlarına da değinen Karaman:
“İmzaladığımız bu protokol ile altıncı ülkede Yeşilay kuruluşuna öncülük
ediyoruz. Önümüzdeki aylarda kuruluş
çalışmalarına öncülük ettiğimiz ülke Yeşilay’ları ile İstanbul’da Dünya Yeşilay’lar
Federasyonu Kuruluş Çalışmasını gerçekleştireceğiz” dedi.
Lübnan’daki tütün ve alkol kullanımının çok yoğun olduğunuz ifade
den Dr. Mahmoud Al-Sayed:
“Türkiye’nin ve Yeşilay’ın tecrübe ve uygulamalarını ülkemize taşımak istiyoruz.
Lübnan Yeşilay’ı önümüzdeki dönemde
yapacağı çalışmalarla bölgede önemli bir
rol oynayacak” dedi. Protokol imza töreni Yeşilay Başkanı
Prof. Karaman’ın Lübnan Yeşilay’ının
müstakbel Başkanı Dr. Mahmoud Al-Sayed’e rozet takması ve plaket vermesinin
ardından sona erdi.
NİSAN 2014 51
YOLCULUKTA
FOTOĞRAF ÇEKMEK
Acaba yolculuk hazırlığı sırasında fotoğraf
çekmek de aklınıza geliyor mu? Yolculuk hediyelerinin dışında yakınlarınıza başka bir hediye götürmek gerektiğini düşünür müsünüz? Döndükten sonra güzel yolculuk anılarını hatırlamak mı
istiyorsunuz?
Fransız roman yazarı Marshall Prost, biyografisinde şöyle yazıyor: Sefer, yeni dünyalar
keşfetmek, yeni memleketler gezmek için değildir, yeni gözler bulmak içindir. Prost’un bu nasihati, yaşam için bir öğüttür, ama bu, yolculukta
fotoğraf çekmeyi de içerebilir.
Fotoğraf çekme ve gidip gezdiğimiz yerleri yolculuktan dönüşte küçük bir albüm şeklinde
veya çeşitli sergilerle anlatma isteği, insanı macera dolu yolculuklara teşvik etmektedir.
52 7SÖZ
Yolculukta fotoğraf çektiğinizde aşağıdaki
ortamların fotoğrafını mutlaka çekin:
Şehrin caddeleri ve o şehrin sembolü de
olan manzaralar
Çarşı ve insanların
görüntüler ve çeşitli kişilikler
yaşamı,
renkli
Kutlamalar, tören ve ayinler
Yol arkadaşlarınızla birlikte doğal şekillerde
Bir yolculukta ilginç fotoğraflar çekmek için neler
yapmalı:
Yolculukta fotoğraf çekmeyi diğer fotoğrafçılık alanlarından ayıran şey, onun şeklidir,
çünkü fotoğrafçı teknik düzenlemeler ve komp-
leks aletlere bağımlı olmaktan çok karşılaştığı
durumlara bağımlıdır. Bu açıdan fotoğrafçı, her
an hızlı ve anlık fotoğraf çekimi ile bir daha ele
geçmeyecek anları kaydetmek için hafif yolculuk
yapmalıdır; siz yolculukta bu işe, kendisi ve arkadaşları için iyi bir yolculuk hediyesi hazırlamaya
çabalayan bir seyyah ve turist gözüyle bakıyorsunuz.
Görme yeteneği fotoğrafçılık mesleğinin
en önemli konularından biridir, fotoğrafçılıktaki
asıl ve kilit faktörlerden bazıları da tekniği öğrenmek, ışığı ve farklı ışıksal şartları tanımaktır. İyi bir
görüntünün kaydedilmesi, iyi bir obje seçimi ve o
objenin doğru bir şekilde fotoğrafının çekilmesini
gerektirir. Bu yüzden iki alanda da yeterli dikkat
ve ilgi gereklidir.
Uygun ışık şartlarını tanımak ve uygun ışık ortamında konumlanma şekli ve doğru ışık ölçme,
istenen kalitede bir görüntü elde etmekte bize
yardım eder, bu da ayrı bir konudur ve bunun için
fotoğrafçılık kursuna gitmek tavsiye edilir.
Yolculuktan önce okuma araştırma
Yolculuktan önce yapılacak en önemli işlerden biri, gideceğiniz yer hakkında araştırma
yapmaktır. Kendinize zamanları belirlenmiş bir
program yapmaya çalışın, tümünü gerçekleştirme fırsatı bulamamanız mümkün olsa da... Bir
düşünün eğer sadece varlığından habersiz olduğunuz için yolunuz üzerindeki görmeye değer bir
şelalenin fotoğrafını çekmek için uygun gereçleri
yanınıza almamışsanız, ne kadar üzülürsünüz.
Yolculuk rehberliği üzerine kitaplar basan
birçok yayınevi bulunmaktadır, özel dergiler, gazetelerin yolculuk kısımları, rehber broşürler bilgi
edinmek için iyi ve faydalı kaynaklardandır. Coğrafi durum, iklim, festivaller ve resmi tatiller hakkında bilgi edinin. Eğer o ülkenin dilini bilmiyorsanız
mutlaka basit bir konuşma için gerekli başlangıç kelime ve cümlelerini öğrenin. Bu cümleler
çoğunlukla her ülkenin yolculuk rehberlerinde
bulunmaktadır.
Basit bazı bilgileri edinmenin en iyi kaynağı daha önce o bölgeye gitmiş kişilerdir. İnsanlar
gördüklerini ve duyduklarını başkalarıyla paylaşmayı severler. Yolculuk konusundaki blog ve chat
odaları, en iyi internet kaynaklarıdır.
YOLCULUKLARINIZDAN BİR DERGİ OLUŞTURUN
Fotoğraflarınız, düzensiz bir yolculuk fo-
NİSAN 2014 53
toğrafları birikiminden daha iyi bir şekilde olmalı.
Onları düzenleyin, tabii onlardan bir seri hikaye
çıkmasın ama onları sınıflayabilir ve onlara başlık koyabilirsiniz. Her yolculuğun başlangıcı, ortası ve sonu vardır, eğer onları düzenle gösterime
sunarsanız sizin için daha anlamlı ve görenler için
daha ilginç olacaktır.
Fotoğrafları düzenli bir şekilde yerleştirin,
eğer fotoğraf makinanızda tarih kaydetme özelliği varsa her gün için başlangıç ve son belirleyin.
Yol arkadaşlarınızın hislerini gösteren fotoğrafları, manzaralar ve diğer fotoğrafların yanına
yerleştirin, mutluluk, yorgunluk ve sevinç anlarının fotoğrafları... Bu fotoğraflar, albümünüzü
daha ilginç yapar ve bakan kişinin daha çok ilgisini çeker.
veya güneşin batışını seçmek daha iyidir. Bu vakitlerde, zayıf ve az kontrastlı ışıklar, fotoğraf için
fazla sorun çıkarmazlar ve uzun gölgeler objelere
derinlik ve boyut verir.
Mutlaka aklınızda bulunsun, deniz kenarında çektiğiniz fotoğrafta mutlaka güneş ışığı
açısının arkanızda bulunmasına dikkat edin.
İnsanlar: toplu fotoğraflar
Değişik şartlarda fotoğrafçılık
Üç kişiden fazla bir topluluğun
fotoğrafını çekmeye ve onları mutlu ve mesut
görüntülemeye çalıştığınız zaman neden
profesyonel fotoğrafçıların grup portreleri için
bu kadar çok ücret istediğini anlarsınız. İyi bir
toplu fotoğraf çekmek sade bir iş değildir. Eğer
siz bir arkadaş topluluğuyla veya aileyle yolculuğa çıktıysanız bunu deneyimleyeceksiniz.
Deniz kenarında
Yol arkadaşlarınızla bir toplu fotoğraf
Ekvator sahillerinde denizin firuze mavisi,
güzel gökyüzü ve parlak kumlar, genellikle duvar
takvimlerinde görülen güzel ve rüyalı görüntülerdir. Bu sahnelerin güzelliğini kaydetmek kolay bir
iştir eğer birkaç meseleyi aklınızda tutarsanız.
Yaratıcılığınızı doğal hallerde bir toplu
fotoğraf çekmek için kullanmaya çalışın. Onları
bir sıraya dizmekten kaçının. Onları bir masanın
etrafında toplayın veya çimenli bir tepe üzerine
oturmalarını isteyin.
Sahil fotoğrafı çekmek için, sabah erken vakit
54 7SÖZ
Onların en iyi ve en doğal hallerini fotoğ-
raf için hazırlandıkları zamanda yakalayabilirsiniz.
Hatta yolculukta meydana gelen bir olayı açarak
topluluğun konuşmasını veya gülmesini sağlayabilirsiniz.
İyi bir toplu fotoğraf örneği
Işık, toplu fotoğraflarda çok önemlidir çünkü yüzler tanınabilir olmalıdır. Öyleyse grubun bir ağacın
veya binanın gölgesinde toplanmasını isteyin. Olmuyorsa, yüz üzerindeki çok kontrastlı gölgeleri
ortadan kaldırmak için direk flaş kullanın.
Çalışma esnasında insanlar
İş sırasında insanların fotoğrafını çekmek,
bizi dünyanın diğer yerlerindeki insanların ortamıyla tanıştırır. Bu fotoğraflar bir manzaranın görüntülerinden daha fazla bölgenin tanıtıcısı olacaktır. İş yerine girmek ve fotoğraf çekmek için
insanlardan izin isteyin.
Boyd Norton, tüm dünyada birçok ülkeyi
fotoğraflamıştır. O,inanıyor ki eğer insanlar sizin
onların işine ne kadar ilgi gösterdiğinizi bilirlerse,
hünerlerini ortaya koyuyor, fotoğraf çekmek için
iyi bir ortam oluşturuyorlar ve çalışma sırasında
yavaş yavaş fotoğraf makinasını unutuyorlar. Sonuçta siz çok doğal ve ilginç fotoğraflar çekebiliyorsunuz.
Bu sebeple Norton, insanların çalışma fotoğraflarını çekmek için sekiz dilde izin alabilmiştir. Bazen siz gülümsemeyle birlikte ima ve işaret
ile de fotoğraf için kişinin onayını alabilirsiniz.
Tanımadıklarımızın fotoğrafını çekmek
Çoğumuz için sokakta fotoğrafçılık ve
insanların fotoğrafını çekmek çok zor bir iştir ve
bundan utanırız ama hiçbir görüntü, bir bölgenin yerel insanlarının yüzleri kadar sizin yolculuk
ortamınızı anlatamayacaktır. En iyi fotoğrafları insanların bir araya toplandığı yerlerden elde
edebilirsiniz, mesela çarşı, fuar, park gibi. Fotoğraflarınızın karesini çabuk belirlemelisiniz çünkü
objeler devamlı hareket etmektedir.
Onların yüzlerinden doğal hallerde fotoğraflar elde edin ama hiçbir zaman kendinizi
insanların gözünden gizlemeyin çünkü bu onlarınn şüphelenmesine neden olur. Eğer fotoğraf
çekildiğini anladılarsa onlara gülümseyin ve
fotoğraf makinasını başka bir tarafa çevirin.
Edepli ve samimi bir davranış içinde olun ve hatta
onlarla kısa ve samimi bir sohbette bulunun.
Bazen insanlardan makinanız karşısında
durmalarını isteyin, her ne kadar bu görüntüler
çoğunlukla diğer fotoğraflar kadar zarif olmayacaksa da. Onları gülümsemeye zorlamayın. Yüzlerindeki utanma, merak veya hüznün görüntüye
yansıması için çabuk fotoğraf çekin.
Şehir panoraması
En zor iş, fotoğraf çekmek için uygun
bir yerin bulunmasıdır. Sıklıkla şehrin dışındaki
yüksek mekanlar seçilmiştir. Köprüler ve tepeler de bu fotoğraflar için iyi mekanlardır. Bunun
dışında, kaldığınız otelin üst katlarının pencerelerinden fotoğraf çekebilirsiniz. Eğer pencerenin
arkasından fotoğraf çekiyorsanız mutlaka
muhtemel ışık yansımalarını önlemek için odanın
lambalarını söndürün.
Şehir panoraması fotoğrafı için güneşin
batışından 10 -20 dakika sonrası, en iyi ışık durumudur; çünkü güzel mavi bir ışık şehrin üzerine
yayılır. Eğer güneşin batışı sırasında fotoğraf
çekmek istiyorsanız, makinanın ışığa duyarlılığını
ISO 400 veya 1000'e ayarlayın. Deklanşör hızı 60
ve yukarısı tavsiye edilir.
Objenin fotoğrafını doğal hallerde ve kendi ortamında çekmeye çalışın
İnsanların ellerini, işlerine ait bir eşyayı
tutarken çekin veya arka fon uygunsa geniş mercekler kullanarak objeyi ortamında yakalayın.
Mümkün olduğunca hızlı işinizi bitirin; çünkü
aletlerin birbirine çarpması veya orada fazla
bulunmanız objeyi sıkabilir. Doğal ışıkları kullanın ve eğer ışık miktarı azsa makinanın ISO’ sunu
daha yüksek rakamlara ayarlayın.
NİSAN 2014 55
…Ve İnsan
Zehra ASUMAN
Aldanmamayı Öğrendi
Ölümden korkmuyorum yılandan korktuğum kadar. Yoksa yalandan mı demeliydim.
bana öylesine güvenmişti ki en abid kulunu
benim için sınava tabi tutmuştu.
Şeytana eşlik etmişti de yalan, yılan sinsiliğinde, bilmem kaç bin yıl önce, bir değil
binlerce kez ölümüme sebep olmuştu.
Bu bir adım ötesinde, hatta gözden çıkarmıştı. Beni onunla onu da benimle sınamıştı. Şeytanın gizli kibri vardı onu biliyordu elbette Yaratan.
Mahcup olmuştum yüce yaratanıma, O
Ondan sadece Âdeme secde etmesi isten-
56 7SÖZ
memişti, dolaylı olarak bu Yaratıcıya olacak
olan bir itaatti, iblis bunu göremedi çünkü
gözüne toprak kaçmıştı.
Aslında özünde her ikimiz de bir birimiz
üzerinden sınanmıştık, burada da yine ilahi adaleti görüyoruz, sonsuz ilmi gereğince
“madem beraber yaşayacaksınız aranızda
uzlaşın”
Rab oluşumun hakkını hanginiz daha fazla
gözetecek göreyim diye…
Beni eşrefi mahlûk olarak yaratanım bana
kefil olmuştu.
Ben ne yaptım? Göz açıp kapama mesafesinde zirveden arza inzal oluverdim birden.
Merhametlilerin en merhametlisi yeniden
kredi açtı bana, kullan kullanabildiğin kadar. Sana yine güveniyorum, bunu güveni
geri çekmeyeceğim dedi adeta.
Kendime sakladığım, süresi size gaybolan
ta ki o vaat ettiğim gün hakkı için, dünyadan sonsuza çekene kadar kendini bana
ispat et diye, açtı da açtı krediyi.
Ben sana inanıyorum, buna destek olarak
ta her ne yaparsan yap af kapısını, son anına kadar senin için açık tutacağım, kapatmayacağım.
Senin düşmanına karşı destekçin benim,
sen bunu talep ettiğin sürece, sana senden
daha yakın olacağım demişti de, ben buna
güvenmedim ezelden kalan vesvesenin kırıntılarıyla, sadece çaresizlik anlarında geçici bir mahcubiyetle icabet ettim. Bir türlü
tam güvenemedim, fısıltı kulaklara yerleşmiş bir kere. Tıpkı bir hastalık gibi.
Evet, ezeli düşmanım Allah’a itiraz etti, ben
de söz dinlemedim.
Fakat beni ondan ayıran tek şey haddimi
bilmekti, suçumu hoş görmedim arkasında
durdum ve özür diledim ama o bunu yapmayarak iblisleşti, işte burada ayrıldı yolla-
rımız onunla. Azazil iblis oldu, ben de insan…
İblis deyince aramaya başladık biz, ortalıkta gezen uzun kulaklı, elinde büyük bir çatalı olan, siyah pelerinli kırmızı gözlü birini.
Aramaya gerek yoktu, onun her zerremize
sirayet edebilme fırsatına sahipti. Sayılı
süre boyunca hem sınav veriyor hem sınava tabi tutuyordu bizi yaratanın izni ile.
O sebeple onunda çalışma alanları genişletilmişti.
Bu onun hakkıydı mademki bir görev üstlenmiş bunu sonuna kadar başarmalıydı.
Ki şuyum yoktu da yapamadım diyemesin.
O kanımıza da girip dolaşıyor.
Artık yazılı belgeli kayıt altına alınmış birbirine iki ezeli düşmandık, kan davası hiç
kalırdı yanında.
Islanıp da sırçası dökülen ayna misali, ben
sırçalı halini görmüştüm de, çok inanmıştım ona. Sonra yalancı dost kayboluverdi
birden, kalakaldık öylece suçumuzla, günahımızla, o köşede gülerken bize, ben ağlıyordum kendime…
Maskesi beni desteklerken içi tam tersiydi,
bir türlü benim seçilmiş olduğumu hazmedemedi, cenneti fazla gördü bana, o olmasındı biz yeteriz birbirimize dedi.
Çekemedi, haset etti.
Oysa onun yerinde gözümüz yoktu.
Biz nasıl yaptık bu nankörlüğü de, ona güvendik, söylemişti bana yaratan sakın ama
diye…
Fakat yine insanlık kazandı, iyiler hep kazanırdı çünkü. İyilik başlı başına bir kazançtı,
bunun için ödül bekleyecekte değildik.
Ödülümüz iyi olmaktı…
NİSAN 2014 57
Doç.Dr.Jale Erten
Mevsimsel Allerjik
(Saman Nezlesi)
Bahar mevsimi ile birlikte hapşırıklar artıyor
!!!
Kış mevsiminin ardından baharın gelmesiyle birlikte hava ısınmaya, doğa canlanmaya başlıyor. Ağaçlar çiçekleniyor, çimenler
yemyeşil oluyor, çiçekler açıyor, kuşlar ötüyor özellikle de çocuklar için dışarıda bulunmak içerde bulunmaktan çok daha eğlenceli
oluyor. Bazı insanlar mevsim değişikliğinin
farkına varmazken, bazılarında baharla birlikte hapşırık, burun – göz akıntıları v.s. yani
bahar alerjisi şikâyetleri başlıyor.
BAHAR ALERJİSİ NEDİR?
Baharla birlikte polenler artar. Bu aylarda çimen, ot, çiçek ve ağaçların çiçek açmaları ile birlikte polenler atmosfere yayılırlar
sonunda ağız, burun, göz ve ciğerlerimize
58 7SÖZ
kadar ulaşırlar. Özellikle rüzgârlı havalardan
sonra polenler havaya daha çok dağıldığı için
şikâyetler artar. Bazı süs bitkilerinin çiçeklerinin polenleri ise ağır olduğu için hava yolu
ile dağılamazlar. Bunlar da arı ve böceklerle
çevreye yayılırlar. En tipik bahar alerjisi alerjik rinit şeklinde görülür.
Vücudumuzda alerjik reaksiyonların
oluşmasına neden olan maddelere “alerjen”
denir. (polen, küf, toz, hayvan tüyü, akarlar
v.b.) Alerjenler hedef organlarda (burun ve
gözlerde) bir takım biyokimyasal reaksiyonlara, salgılara neden olurlar bunlardan biri de
histamindir. Histamin vücut sıvılarının damarlardan dokulara sızmasına neden olur. Bu
da vücutta genel kaşıntı, gözlerde yaşarma,
kızarıklık, burunda tıkanıklık ve akıntı, akciğerde ise sekresyon artışı, öksürük, hırıltı vb.
neden olur.
Belirtiler;
ALERJİK RİNİT
Alerjik rinit (saman nezlesi); alerjenlerin hava yolu ile burnun iç kısmını döşeyen ve
mukoza adı verilen dokuya yapışarak iltihapsız yangıya (inflamasyon) neden olur. Alerjik
rinit çoğunlukla ömür boyu devam eden, fakat ileri yaşlarda şiddeti azalabilen bir hastalıktır. Belirli mevsimlerde (en çok polenlerin
uçuştuğu bahar aylarında) ortaya çıkan tipine
mevsimsel alerjik rinit adı verilir. 19. Yüzyılda
hastalık ilk olarak tanımlandığında yanlış bir
isimlendirme ile “saman nezlesi” denmiştir.
Bunun nedeni polenlerin samanların üzerine
yapışması ve rüzgârla dağılmasıdır. Daha
sonra hastalığın polenlerle ilgili olduğu belirlenmiştir. Polenler dışında ev tozu, hayvan
tüyleri, küf mantarları (“mold” lar), kimyasal
maddeler, klor, deterjanlar ve hava kirliliği
alerji yapabilir. Alerjik rinitin tüm bir yıl boyunca süren tipi vardır ve perenial rinit olarak adlandırılır.
Alerjik rinit ağır bir hastalık olmamasına rağmen kişiyi son derece rahatsız edebilir; uykuyu, yemek yeme ve yaşam şeklini
olumsuz etkiler; okul ve işgücü kaybına yol
açar. Kent yaşamı alerjik hastalıkların görülme oranını arttırmıştır. Bunda çevre kirliliğinin rol oynadığı düşünülmektedir.
Alerjik rinit ağır bir hastalık olmamasına rağmen kişiyi son derece rahatsız edebilir; uykuyu, yemek yeme
ve yaşam şeklini olumsuz etkiler;
okul ve işgücü kaybına yol açar.
Kent yaşamı alerjik hastalıkların görülme oranını arttırmıştır. Bunda çevre kirliliğinin rol
oynadığı düşünülmektedir.
BAHAR NEZLESİ NASIL
ANLAŞILIR?
Özellikle histamin
salgılanması ile birlikte
alerjik rinit belirtileri başlar.
Hapşırma nöbetleri
Burun tıkanıklığı
Burunda sürekli akıntı
Gözlerde kaşıntı, sulanma (konjonktivit)
Burunda, dudakta, damakta ve boğazda kaşıntı
Öksürük
Baş ağrısı
Göz altlarında morluk
ALERJİ Mİ, SOĞUK ALGINLIĞI MI?
Burun akıntısı, hapşırma ve öksürük gibi bulgularla seyreden soğuk algınlığı
ve alerji çok karıştırılır. Bu iki hastalığı ayırt
etmenin tek yolu bekleyip görmektir. Soğuk
algınlığı genellikle kısa sürede geçer, alerjik
bulgular ise aylarca devam eder.
ALERJİK RİNİTİN TANI VE TEDAVİSİ
Alerji düşünülen durumlarda yukarıda
saymış olduğumuz klinik bulguların yanında
tanıyı kesinleştirmek için bazı testlerin yapılması gerekmektedir.
Bu testler 4 gruba ayrılır:
1.
Serolojik (kan) tetkik
2.
Deri testleri
3.
Burun sekresyonunun kimyasal analizi
4.
Burun içine allerjen maddelerle yapılan uyarı testi
Alerjik rinit tedavisinde temel yöntem
tüm alerjik hastalıklarda olduğu gibi
alerjenden korunmaktır. Alerji tanısı
doğrulandıktan sonra uygun tedavi başlatılmalıdır. Tedavi 3 ayrı başlık altında
toplanabilir:
NİSAN 2014 59
Alerjen uyaranlarla temasın kesilmesi, İlaç
tedavisi Hiposensibilizasyon (aşı tedavisi)
·
Evinizde tüylü hayvan ve bitki beslemekten kaçının.
ALERJİK RİNİTİ OLAN HASTALARIN DİKKAT ETMESİ GEREKENLER
NELERDİR?
·
Beden temizliğinize dikkat edin, düzenli
olarak el ve yüzünüzü yıkarsanız vücudunuza girmek üzere olan polenleri engellersiniz.
·
·
Yatmadan önce duş almak, saçları yıkamak yararlı olur.
Sigara içmeyin ve yanınızda içirmeyin.
·
Tozlu ve polenli ortamlarda bulunmayın,
eğer bulunmak zorundaysanız mutlaka maske kullanın. Polen yoğunluğu en çok sabah
erken saatlerde ve akşam saatlerinde olmaktadır. Bu saatlerde dışarı çıkmamaya çalışın
·
Polenlerin uçuştuğu mevsimlerde kapı
ve pencerelerinizi kapalı tutun. Rüzgârlı havalarda evde kalmaya çalışın.
·
Burnun dış kısmına ve göz çevresine
çok ince bir tabaka şeklinde vazelin sürün,
polenler vazeline yapışmakta ve böylece girişleri engellenmektedir.
·
Özellikle kaloriferli evlerde kuru ev havası alerjik rinitin kötüleşmesine neden olabileceğinden, evde hava nemlendiricisi kullanın.
·
Klimalarda kullanılan filtreleri her ay
değiştirin, alerjenleri tutan özel filtreler alın.
Hava değişimini içeride bulunan havayı kullanarak temizleyen, dışarıdaki havayı kullanmayan özel klimaları tercih edin.
60 7SÖZ
·
Polen mevsiminde giysilerinizi açık
havada kurutmayın. Şapka ve ceketlerinizi
daha sık yıkayın.
·
Tüylü ve yünlü battaniyeler yerine pamuklu ve sentetik olanları tercih edin
·
Toz barındırabilecek tarzda kilim, halı
gibi ev eşyalarını kullanmamaya özen gösterin.
·
Polen mevsiminde arabada giderken
pencereleri kapalı tutun.
4.
Kaynaklar:
www.cdc.gov/niosh/asthma/www.aaaai.org/
(American Academy of Allergy Asthma and
Immunology)www.aafa.org (Asthma and Allergy Foundation America)
Web sayfasının dizaynı Aytuna Devrim Canbul tarafından yapılm
NİSAN 2014 61
Dyt. Sernaz ÇAKIR ERCİL
Bahar ve Sağlıklı
Beslenme
Baharın gelmesi, soğuk kış havasının
yerini sıcak havalara bırakmasıyla birlikte vücudumuzda zihinsel ya da bedensel bir takım
değişiklikler olabilir. Ve bir çok kişi bu mevsimde halsizlik, yorgunluk, uyku hali, sindirim
problemleri, eklem ağrıları gibi şikâyetlerden
yakınabilir. Bu şikâyetlerin nedeni ise hava
değişimlerinin metabolizma ve hormonlar
üzerinde yaptığı etkiden kaynaklanır. Oysa
beslenmemizde ve fiziksel aktivitemizde bazı
değişiklikler yaparak bahar yorgunluğunu önleyebiliriz. Peki, bunu için neler yapmalıyız?
sisteminizi düzenleyebilirsiniz. Aynı zamanda gaz ve hazımsızlık şikâyetleriniz varsa az
az sık sık beslenmenizde fayda var.
Hava değişimine bağlı olarak vücudunuzda ödem, şişkinlik, kabızlık gibi şikâyetleriniz olabilir. Bunun için günde 2-2,5 lt su
içmeyi ihmal etmeyin.
Bahar yorgunluğuyla birlikte sindirim
problemleri, vücut kuruluğu, saç dökülmesi,
halsizlik gibi sıkıntılar yaşanabilir. Bunun için
ilk olarak beslenmemizi kontrol etmekte fayda var. İlk olarak günlük tutabilir ve nasıl beslendiğinizi fark edebilirsiniz.
Kahve, çay, kola gibi kafeinli içecekler,
kafeinin yüksek diüretik etkisinden dolayı iyi
bir sıvı kaynağı değildirler ve su yerine tüketilemezler. Kafein idrar yoluyla vücuttan sıvı
kaybına sebep olacağından tüketim miktarı
artıkça vücuttan sıvı kaybı da artacaktır. Bu
nedenle kafeinli içeceklerden uzak durmaya
çalışın, yerine su, ayran, süt ya da taze sıkılmış meyve suyu tercih etmeye özen gösterin.
Sık sık beslenmek bu dönem için çok
önemli. Ara öğün yaparak mide ve bağırsak
Dengeli bir kahvaltı ve öğle yemeği
ile hafif bir akşam yemeği yiyerek, ara öğün-
62 7SÖZ
lerinizi de tüketerek sindirim problemlerinizi
azaltmanız mümkün. Akşam yemeğini olabildiğince erken bir saatte, son ara öğününüzü
ise yatmadan 2-3 saat önce yemeye özen
gösterin.
Uykunuzun rahat ve verimli olmasına
özen gösterin. Uyku kaliteniz arttıkça yorgunluk hissiniz de azalacak, daha enerjik olarak
uyanacaksınız. Bunun için yatmadan önce
rezene, papatya gibi bitki çaylarını tercih
edebilirsiniz.
Beyaz pirinç, beyaz ekmek, patates,
makarna, reçel gibi gıdaların glisemik indeks değerleri yüksektir. Bunların yerine tam
buğday ekmeği, çavdar ekmeği ya da kepek
unundan yapılmış, glisemik indeks değeri
düşük yiyecekleri tercih edin. Çünkü yüksek
glisemik indeksli besinler kan şekerinizde
dalganmalara neden olabilir ve bu durum da
sizde halsizlik, yorgunluk yaratabilir.
Haftada 3-4 gün 30 dakikalık hafif
tempolu yürüyüşle enerjinizi artıracak. Size
kendinizi daha iyi hissettirecektir.
B grubu vitaminleri bahar aylarında
yaşanan stresi azaltabilir. Bu nedenle günlük beslenmemizde B grubu vitaminlerine
yer vermekte yarar var. Tam tahıllı ekmekleri, kuru baklagilleri, et ürünlerini, süt ve süt
ürünlerini, yeşil yapraklı sebzeleri beslenmenizden ihmal etmeyin.
Bahar aylarında bağışıklık sistemimizi
kuvvetlendirmek, vücudumuzun çevrenin zararlı etkilerine karşı korumak için antioksidan
alımına dikkat etmeliyiz. A, C, E vitaminlerinden selenyum, çinko gibi minerallerden yüksek oranda antioksidan alabiliriz
A vitamini içeren besinler, süt, peynir, yumurta sarısı, kuru kayısı, havuç, balık,
roka ve tere.
C vitamini içeren besinler, turunçgiller,
brokoli, çilek, maydanoz, roka, tere, kırmızı
dolmalık biber
E vitamini içeren besinler, bitkisel yağlar, ceviz, badem, tereyağı, brokoli, kivi ve
muz.
Selenyum içeren besinler, ceviz, kırımızı et, kepekli unlar ve yiyecekler, süt ürünleri, sebze ve meyveler
Çinko içeren besinler ise, arpa, peynir, kepekli ekmek, yumurta sarısı, süt ve süt
ürünleri, ay çekirdeğidir.
NİSAN 2014 63
Uzm. Dr. İlker SOLMAZ
Bahar Ağrılarından
Kurtulmak Mümkün mü?
Bahar yorgunluğu, kas ve eklem
ağrılarını da beraberinde getiriyor. Mikropsuz iltihap enjeksiyonuyla, bahar yorgunluğunun yol açtığı ağrıları üstünüzden atabilirsiniz.
Güneşin yüzünü gösterdiği ve
doğanın canlanmaya başladığı bahar
mevsimi, insan üzerinde tam tersi etki
bırakıyor. Havadaki elektrik yükünün,
buna bağlı olarak pozitif ve negatif yüklü
iyon artışının sinirleri etkileyerek stres
seviyesini yukarılara çekmesi bahar
yorgunluğuna yol açıyor. Kendisini yorgunluk, halsizlik, enerji düşüklüğüyle hissettiren bahar yorgunluğu, kortizon türevi
64 7SÖZ
hormonların aşırı düzeyde salınmasıyla
da baş, boyun, sırt ve bel bölgelerinde
ağrılara neden oluyor.
Özellikle bahar mevsiminde artan
ağrıların, vücudumuzun bizimle konuşma
yöntemi olduğunu ve bu sesi ağrı kesicilerle kısmak yerine, ağrıların altında
yatan nedenlerin araştırılması gerekmektedir. Doğanın kendini yenilediği bahar
mevsiminde artan ağrılardan kalıcı olarak kurtulmak da mümkündür.
Mevsim geçişlerinde migren nöbetleri
artıyor
Bahar ayları aynı zamanda ağrıların
arttığı dönem olarak da dikkat çekiyor.
Halsizlik, yorgunluk ve mutsuzluk hissi,
tüm vücutta özellikle kaslarda ağrılara
yol açabilir. Bunun nedeni de mevsimsel
geçiş döneminde hormonlarda olan değişiklik ve kan akışıdır .
İlkbaharda en sık görülen ağrılar
baş bölgesindedir ve migren ve gerilim
tipi ağrılarda sıklaşmaktadır. Özellikle
migren hastaları mevsim geçişlerinde sık
sık nöbet geçirir. Bahar yorgunluğuyla
beraber ortaya çıkan diğer ağrılar da
halk arasında kulunç olarak bilinen, sırt
ve bel bölgesinde yoğunlaşan ağrılar
kişide büyük rahatsızlık yaratıyor. Bahar
aylarında kürek kemiğinde, boyun ve bel
bölgesinde bıçak saplanmasına benzer
şekilde ortaya çıkan ağrılar ise sık karşılaşılan ağrı türleri arasında yer alıyor.
Mikropsuz iltihap ile ağrılara çözüm
Ağrıya maruz kalma açısından kadınların erkeklere oranla daha fazla risk
taşıyor. Ağrı kesiciler ile geçiştirilmeye
çalışılan kronik ağrılardan mikropsuz il-
tihap yöntemi ile kalıcı olarak kurtulmak
da mümkündür.
Mikropsuz iltihap enjeksiyonu ile
vücudun doğal iyileştirme mekanizması
devreye sokularak, ağrıya sebep olan
bulguların ortadan kaldırılması mümkündür. Proloterapi adı verilen bu tedavi
yöntemiyle bahar aylarına daha enerjik,
sağlıklı ve canlı girilmesi mümkün olmaktadır. Ağrının kaynağı olan hasarlı
bölgeye şekerli sudan oluşan özel bir
solüsyonun enjekte edilmesiyle hasarlı
bölgede mikropsuz iltihap oluşturuluyor.
Vücut, oluşturulan bu mikrobu yok etmek
için, hasarlı doku üzerine tamir edici hücreleri hızla gönderiyor ve hasarlı dokuyu
kendisi tamir ediyor.
Proloterapi yöntemi 1930 yılından
günümüze başta Amerika ve Kanada
olmak üzere birçok Avrupa ülkesinde
uzman doktorlar tarafında yaygın olarak
kullanılan doğal bir ağrı tedavisi olup, bu
yöntemin donanımlı merkezlerde deneyimli ve uzman hekimler tarafından uygulanması gerekmektedir.
NİSAN 2014 65
BROKOLİ
ÇORBASI
Brokoli Çorbası (4 Kişilik) tarifi Malzemeler
50 gram brüksel lahanası
Yarım kg brokoli
4 adet patates
2 adet tavuksuyu tableti
Zeytinyağı, su
Tuz, karabiber, kırmızıbiber
YEMEĞIN TARIFI
Patateslerin kabuğunu soyduktan
sonra küçük parçalar halinde doğrayın. Brokoli ve brüksel lahanalarıyla birlikte bir tencereye aktarın. Yeterince zeytinyağı ekleyerek,
kavurun.
Üzerini geçecek kadar su ekleyin. Tavuksuyu tabletlerini, yeterince tuz, karabiber
ve kırmızıbiber ekleyin. Yumuşayana dek
haşlayın. Yumuşadıktan sonra suyuyla birlikte blendırdan geçirin.
Servis tabağına aldığınız çorbaya krema ekleyerek, servis yapın.
66 7SÖZ
PEYNİR SOSLU
CEVİZLİ PAPARDELLE
Peynir Soslu Cevizli Papardelle (1 Kişilik)
tarifi Malzemeler
1 kibrit kutusu büyüklüğünde beyaz peynir
2 yemek kaşığı ceviz
Yarım çay bardağı tavuk suyu
1 yemek kaşığı krema
1 yemek kaşığı zeytinyağı
1/6 bağ nane
Yarım çay kaşığı muskat
Yeteri kadar tuz
110 gr papardelle makarna
YEMEĞIN TARIFI
Papardelleyi 10 dakika haşlayın.Tuzu
alınmış beyaz peyniri tavuk suyu ile telle çırparak pişirin. Krema, muskat, tuz, biber ilave
edin ve tel süzgeçte süzdürerek sos yapın.
İnce kıyılmış maydanoz ve az zeytinyağı ile tavada sotelenmiş, kırılmış ceviz parçaları ilave edin. Sosa karıştırın. Haşlanmış
makarna ile karıştırın. Nane ile süsleyerek
servise sunun.
BADEMLİ HELVA
Bademli Helva (8 Kişilik) tarifi Malzemeler
9 Kahve Fincanı İri İrmik
BAHÇE SALATASI
4 Kahve Fincanı Tereyağı veya Margarin
Bahçe Salatası (2 Kişilik) tarifi Malzemeler
4 Su Bardağı Süt
3 Domates
1 Paket Vanilya
1 Demet Roka
Üzerine:
1 Kırmızıbiber
3-4 Çorba Kaşığı Acı Badem ikörü veya Tarçın
1 Turp
100 gr Beyaz Badem
3 Su Bardağı Tozşeker
1 Çorba Kaşığı İnce Kıyılmış Maydanoz
2 Çorba Kaşığı Tozşeker
KREMA SOSU MALZEMESİ
YEMEĞIN TARIFI
150 gr Taze Krema
2 Çorba Kaşığı Limon Suyu
1 Çay Kaşığı Bal
Bir Tutam Kırmızıbiber
YEMEĞIN TARIFI
Domatesleri yıkayıp dilimleyin. Kırmızıbiberi ikiye kesip çekirdekli kısmını ayırın
ve ince doğrayın. Turbu dilimleyin. Yıkanmış
roka yapraklarını kıyıp salata tabağına döşeyin.
Üzerine doğranmış domates, biber ve
turbu ilave edin.Taze krema, bal, limon suyu
ve bir tutam kırmızıbiberi blenderde çekin.
Hazırladığınız salata sosunu salatanın üzerine gezdirerek dökün. Servis yapın. yapın.
Kalın tabanlı, iyi ısı geçiren derin bir
tencerede tereyağını eritip bademleri 2 dakika kadar kavurun. İrmiği ekleyip kısık ateşte
devamlı karıştırarak kavurun. Bu işlemi en az
25-30 dakika sürdürün.
Başka bir tencerede şeker, süt ve
vanilyayı karıştırıp kaynatın. Karışımı kavrulmuş irmiğe ekleyip karıştırın. Tencerenin
kapağını kapatın ve kısık ateşte suyunu tamamen çekinceye kadar pişirin.
Helva pişince üzerine 2 çorba kaşığı
şeker serpin. Tencerenin üzerine bez veya
emici bir kağıt örterek kapağını kapatıp demlendirin.
Ilınınca geniş ve düz bir servis tabağına kalıplarla şekil vererek yerleştirin. Üzerine
likör döküp veya tarçın serperek servis yapın.
NİSAN 2014 67
7sabah.com
TIKLAYIN..
HABERİNİZ OLSUN...
ESERLERİNİZİN
DERGİNİZDE
YAYINLANMASINI DİLERSENİZ....
LÜTFEN
BİZİMLE
İLETİŞİME
GEÇİNİZ.
([email protected])
Düşünceniz
genç kalsın...
Düşünceniz genç kalsın...
Author
Document
Category
Uncategorized
Views
23
File Size
17 279 KB
Tags
1/--pages
Report inappropriate content